Etiket arşivi: Temel Güvene Karşı Güvensizlik

Erikson Psikososyal Kişilik Kuramı

Bu dersimizde Freud babanın takipçisi Erikson’un Psikososyal Kişilik Kuramına giriş yapacağız.

Psikososyal Kişilik Kuramı, bireyin kişiliği üzerinde sosyal çevre ile kurduğu ilişkilerin etkisini araştırmıştır.

Freud’dan farklı olarak kişilik gelişiminde sosyal çevreye ağırlık vermiş, kişilik gelişimindeki sosyal öğelerin önemini vurgulamıştır.

Freud ile Erikson arasındaki en büyük farklılık, Freud’un kuramı biyolojik iken, Erikson’un kuramı sosyaldir.

Hatırlarsanız eğer Freud’da oral evrede ağız, anal evrede anal kaslar ve fallik evrede cinsel beden bölgeleri vardı.Yani biyolojik bir temel söz konusu….

Erikson ise her bir dönemde bireyin sosyal çevresiyle ilişkilerini açıklamıştır.Örneğin, Güven duygusunun çevreyle olan ilişkilerde bağlantısı ya da özerkliğin yakın çevreyle olan ilişkilerle bağlantısı…

Freud’da biyolojik olan süreçler baskın dedik…Yani İD baskındır…
Erikson’da ise sosyal süreçler yani ego baskındır.

Freud ve Erikson Karşılaştırması

Freud Erikson
Kişilik gelişimi 5 evre halindedir ve 18 yaşında tamamlanır. Kişilik gelişimi 8 evre halindedir ve ölene kadar değişim vardır.Hayat boyu değişimi ortaya atmıştır.
Kişilik mekanizmalarından id en önemli mekanizmadır. Kişilik mekanizmalarından ego en önemli mekanizmadır.
Cinsellik en önemli özelliktir. Kimlik en önemli özelliktir.
En önemli çevre faktörü annedir.Anne ile kurulan ilişki, kişiliğin oluşumunda çok önemlidir. Çevre, anneden başlayıp içinde bulunulan kültüre kadar genişler.Kültür bile kişiliğimizin oluşumunda etkilidir.
En önemli evre fallik evredir.(3 – 6) En önemli evre kimliğe karşı rol karmaşası evresidir.(12 – 18)
Birey bir dönemde saplantı yaşarsa bunun sonuçları hayat boyu devam eder. Birey bir dönemde saplantı yaşarsa daha sonra kendi kendini düzeltebilir.
Erikson “bunalım” veya “kriz” kavramını kullanır.Bunalım, bireyin her evrede iki zıt kutup arasında gidip gelmesidir.

Erikson İlkeleri

Aşamalı Oluşum İlkesi
(Epigenetik İlke)
Organ İşlev Biçimi Toplumsal İşlev Örüntüsü
  • Psikososyal gelişimin genetik yönüne vurgu yapar.
    EEeee, hani Erikson’un kuramı sosyal temelliydi?Evet doğru sosyal temelli ama bu durum onun olgunlaşmayı red ettiği anlamına gelmez.
  • Bu kuramda sosyal ilişkiler önemli lakin belirli dönemden döneme farklılaşma söz konusu olunca bu farklılık genetikten veya kalıtımsal süreçlerden kaynaklanmaktadır.
  • Freud’da belirli dönemlerde belirli bölgeler söz konusuydu.Örn, oral dönemde ağız.
  • Erikson’da bu bölge yani ağızın temel işlemi “almak”tır.Örneğin, güvene karşı güvensizlik isimli ilk dönemde alma duygusu hayatın her alanına genellenir.Çocuk sevgiyi alır.İlgiyi alır.Dolayısıyla bir organın işlevi çocuğun tüm var oluşuna genellenmiştir.
  • Freud’un kuramında bir organ sadece libidinal bir bölge olarak yani haz bölgesi olarak açıklanırken, Erikson’da o organın işlevi çocuğun tüm var oluşuyla açıklanır.
  • İlk iki ilkede daha çok biyolojik yan ağır basar.
  • Burada ise Erikson sosyal çevreyle kurulan ilişkilerin önemine vurgu yapmıştır.Yani her bir dönemde bireyin sosyal çevresi farklı etkiler yaratır.
    Örn, Güven döneminde annenin ya da bakıcının çocukla kurduğu ilişki onun kişiliği üzerinde etkilidir.
  • Giderek sosyal çevre genişler.

Erikson’un Psikososyal Kuramında ki 8 evre aşağıdaki gibidir.

  1. Temel Güvene Karşı Güvensizlik (0 – 2)
  2. Özerkliğe Karşı Utanç ve Kuşku (2 – 4)
  3. Girişimciliğe Karşı Suçluluk (4 – 7)
  4. Başarıya Karşı Aşağılık – Yeterliliğe Karşı Yetersizlik (7 – 12)
  5. Kimliğe Karşı Rol Karmaşası (12 – 18)
  6. Yakınlığa Karşı Uzaklık (18 – 30)
  7. Üretkenliğe Karşı Durgunluk (30 – 60)
  8. Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk (60 üstü)

Şimdi sırasıyla bu evrelere dalış yapalım…

1-) Temel Güvene Karşı Güvensizlik(0 – 2)

Şimdi bu evreye giriş yapmadan önce bu evrede dahil diğer evreleri kapsayan bir durumdan söz edeceğim.Genellikle biz KPSS koyunları bu evreleri şu şekilde algılamaktayız…

Hmmm…Bu evrede çocukta ya güven oluşur ya da güvensizlik…

Gördüğünüz gibi bu düşünce yanlıştır.Çünkü Psikolojide hiçbirşey %100 değildir.Kimse uçlarda kalamaz.Hepimizde güven duygusu vardır.Aynı anda güvensizlik duygusuda vardır.Burada önemli olan hangisinin daha ağır bastığıdır.Bu durum diğer evreler içinde geçerlidir.

Şimdi gelelim Temel Güvene Karşı Güvensizlik evresine…

Freud’da Oral döneme karşılık gelir.

Bu evrede çocuk bir yandan güven duygusu bir yandan da güvensizlik duygusu yaşar.

Bu evrede kazanılmasını beklediğimiz duygu tabi ki de güven duygusudur.

Güven bebişkonun hem kendisine hemide dış dünyaya güvenmesidir.Bir bebeğin acıkması, susaması, hasta olması, ilgi istemesi, dokunulmayı istemesi, sevgiyi istemesi bebeğin ihtiyaçlarıdır.Erikson’a göre bu dönemde çocuğun temel ihtiyaçları düzenli, tutarlı ve öngörülebilir bir şekilde karşılanırsa çocukta güven duygusu ağır basar.Bilakis güvensizlik duygusu ağır basacaktır.

Çocukta, “Ben dış dünya da yaşayabilirim”, “Dış dünya tehlikesiz bir yerdir” duygusunu geliştirir.

Güven duygusunun kazanılması için yukarıda bahsettiğimiz gibi annenin bebeğin öz bakımını yapması gerekir.

Ancak güven duygusunun gelişmesinde sevgi gösterilmesi, (yani bebeği öpmek, mıncıklamak, kucağa almak gibi) öz bakımdan daha önemlidir.

Çocuğun bu evreden sağlıklı çıkabilmesi için büyük ölçüde güven duygusunu yaşaması gerekir.Anne, çocuğa sevgi göstermeli, onun öz bakımını yapmalıdır.

Eğer bu evrede bir saplantı olursa, saplantılı anne çocuğu sevmeyip dışlarsa ya da öz bakımını tam olarak yapmazsa temel güvene karşı güvensizlik oluşur.Çocuk kendine ve dış dünyadaki insanlara güvenmez.Kendine güvenmemek bağımlı olmasına yol açar.

2-) Özerkliğe Karşı Utanç ve Kuşku(2 – 4)

Freud’da Anal döneme karşılık gelir.

Freud, Anal dönemde bağımsızlık duygusunun kazanıldığını söylüyordu.Erikson ise Freud’dan farklı bir özelliğe odaklanır.

Bu dönemde çocuk yürümektedir.

Yürümek ana babadan bağımsız bir harekettir.Çocuk yürüyerek canının istediğine gider ya da canının istemediğine gitmez.Bu da çocukta ben annem ve babamdan ayrı bir varlığım şeklindeki özerklik duygusunun oluşmasını sağlar.

Çocuk bağımsız yapabileceği işleri bağımsız yapmak ister.Bağımsız seçimler yapmak ister.

Bir bireyde özerklik duygusunun oluşabilmesinin temel şartı çocuğun kendi başına yapabileceği işlerde kendi başına yapmasına olanak tanımaktır.

Eğer çocuğun bağımsız seçimine müdahale edilirse o çocuk bu seçiminden utanç duyar ve ilerideki yaşamında yapacağı seçimlerinde kuşku yaşayabilir.

Örn, bir çocuk kendi çabasıyla koltuğa çıkmak istiyor.İlk çabasında başaramayıp kıçının üzerine düşüyor.İkinci çabasında gene başaramıyor.Bunu gören muşmula suratlı çürümüş gergedan yapılı annanesi “ahhh yavyummmm burayamı çıkmak istiyorsun” diyerek çocuğu alıp kıltığa koyarsa işte o çocuğun Özerkliğinin gelişmesine engel olmuş oluyor ve utanç ve kuşkuya sebep vermiş oluyor.

Özerklik duygusunun ilk yansıması inatçılıktır.Söylenenin tam tersini yapar.Burada çocuk “Otorite benim, sen değilsin” mesajını vermektedir.

Özerklik duygusunun kazanılmasındaki temel etken, bağımsız fiziksel hareketlerde bulunabilmedir.Çocuk tek başına koşabilmeli, zıplayabilmeli vb. davranışları yapabilmelidir.

Annenin bu evrede yukarıdaki annanenin yaptığı gibi fiziksel hareketleri olabildiğince kısıtlamaması gerekir.Eğer ortamda panik bir anne varsa, yani çocuk oynarken, endişekli bir anne varsa çocuğun fiziksel hareketleri aşırı kısıtlanmış olur.Bu da kuşku duygusuna yol açar.Çocuk tek başına hareket edebileceğinden kuşku duyar.

Çocuk kuşku duygusunu aşırı yaşarsa ileride bağımsız karar alamaz.Bağımsız karar alamayan kişiler sorumluluk alamazlar.Kendisinin yapabileceği işlere ve çevresindeki insalara karşı şüpheci olur.

Bu evrede utanma başlar.Utanmanın kökeninde çocuğun kendi hareketleri yani kendisinden utanması vardır.Çocuk koşup düşer, düştüğünden utanır.”Kendi başıma koştum ve başaramadım” şeklinde düşünmekte ve kendisinden utanmaktadır.

Özerkliğin ilk yansıması kuşku, ikinci yansıması utanmadır.

Eğer bu dönemde utanç ve kuşku söz konusu olursa, yetişkinlik döneminde bağımsız kararlar veremeyecek, daima başkalarına danışma ihtiyacı olacak ve bir işi yaparken hep birilerinin desteğini arayacaktır.

DİKKAT!!!
Özerklik fiziksel hareket demektir.Sorularda “kendi başına yürümesi”, “kendi başına merdiven çıkması” vb. ile bunların engellenmesi varsa bu özerklik evresidir.

3-) Girişkenliğe Karşı Suçluluk(4 – 7)

Freud’da Fallik döneme karşılık gelir.

Çocuk güven döneminde alıcı, özerklik döneminde özgürlük sevdalısıydı…Bu dönemde ise bilim adamı yolundadır…

Merak, araştırma, soru sorma gelişmiştir.

Demek ki, güven alıcı olmakla ilgili, özerklik kendiyle ilgili bir duygudur.Girişimcilik, kendisi + çevre…

Bu evrede çocuklar çoook meraklıdır.Merakını soru sorarak giderir.

Soru sorar….

Soru sormak Erikson’a göre girişim duygusu demektir.Soru sormak bir işi başlatmak ve devam etmek demektir.

Bu dönem Freud’da Fallik döneme denk geldiği için çocuk cinselliğinin farkına varmaktadır.Haliyle soruların büyük bölümü cinsel içeriklidir.Eğer anne baba bu soruları çok sert bir şekilde bastırırsa ve çocuğun oyun davranışı engellenirse bu durum çocukta suçluluk duygusuna neden olur.

Çocuk, “Soru sorduk, başımıza gelmeyen iş kalmadı, bidaha sormam anasını avradını satıyım…” der.

Suçluluk aşırı yaşanırsa çekinden kişikik yapısı oluşur.Çekingen insanlar tanımadığı ortama rahatlıkla giremez, tanımadığı insanlarla rahatlıkla konuşamaz ve kendini ifade etmede güçlük yaşarlar.

Girişimcilik duygusunun oluşması için anne babalar çocukların soruları uygun bir şekilde yanıtlamalı, oyun davranışlarını kısıtlamamalıdırlar.

DİKKAT!!!
Özerklik fiziksel harekettir.Soruda fiziksel hareket varsa özerklik demektir.Eğer ki soruda çocuğun soru sorması, araştırması, merak etmesi, oyun davranışı varsa girişim demektir.

4-) Başarıya Karşı Aşağılık – Yeterliliğe Karşı Yetersizlik(7 – 12)

Freud’da Gizil(Latent) döneme karşılık gelir.

Bu evrede yaşa bakarsak eğer heee anlaşılıyor ki çocuk okula başlamıştır….

Dolayısıyla sosyal çevrenin çocuktan beklentileri farklıdır.

Başarı yapmaktır.Yüksek beklentileri bu dönemdeki çocuk yapamayınca aşağılık kompleksi oluşur.

Çocuk bedenini kullanarak bir şeyler yapma duygusunu edinir.Bu duyguyu en iyi yaşadığı yer okuldur.

Okuldaki yaşantılarında çocuk “Ben çalıştım, okumayı yazmayı, hesap yapmayı yapabilir hale geldim.” duygusu yaşar.

Yapma duygusunun tersi de bu evrede yaşanır.”Ne kadar çalışsam çalışayım yapamıyorum”…Yani yetersizlik ya da aşağılık duygusuda bu evrede kazanılır.

Bu evrede öğretmenin yaklaşımı ve okul çok önemlidir.Öğretmen etiketleme yaparsa yani tembeller şeklinde küçük düşürücü konuşursa yetersizlik duygusuna yol açar.

DİKKAT!!!
Sorudaki yapma duygusu ya da yapmayı ifade eden kelime ve sözcüklere dikkat edilmelidir.Kutu yapmak, masayı tamir etmek, proje geliştirmek, resim yapmak vb. ifadeler genelikle burası ile ilgilidir.


Buraya kadarki evreler kimliğe hazırlık evreleridir.


5-) Kimliğe karşı Rol Karmaşası(12 – 18)

Freud’da Genital döneme karşılık gelir.

Erikson’a göre kişiliğin oluşumundaki en önemli evredir.Çünkü kendisinden önceki evrelerden en çok etkilenen ve kendisinden sonraki evreleri en çok etkileyen evredir.

Bu evre egonun en zorlandığı yerdir.

Ego yani problem çözme mekanizması bedendeki değişimler ile baş etmek zorundadır.Ergenliğe girince beden çok büyük bir hızla değişmektedir.

Ayrıca ego toplumla baş etmek durumundadır.Ergenliğe girince toplumun bireye bakışı tamamen değişmektedir.Ancak toplumun bireye bakışı da çelişkilidir.Toplum ergene bir yandan “Artık erkek oldun, kadın oldun, ona göre davran” derken öte yandan da ergen biri ile flört edecek olsa “Daha küçüksün” der.Toplum ergene “Artık büyüdün, işini belirlemek için açlış” der.öte yandan ergen part-time bir işte çalışacak olsa “Daha çok küçüksün” der.Yani anlayacağınız toplum ergenin aklına sıçar.

Bu dönemde ergen kimlik oluşturmak zorundadır.

Kimlik,

Ben kimim?

sorusuna verilen yanıtların tamamıdır.Ergen bu dönemde bu soruya yam üç boyutta yanıt vermek zorundadır.

  1. Gelecek Planı
    Ergen gelecekte ne olmak istiyor?
    Doktor mu? Mühendis mi? Avukat mı?
    Bu soruya yanıt vermek zorundadır.
  2. İlişkiler
    Ergen arkadaşlık ilişkilerinde neye önem veriyor?
    Karşı cinsle ilişkilerinde neye önem veriyor?
    Buna cevap vermek zorundadır.
  3. İnanç Ya da İdeoloji
    Ergen genel olarak bir dünya görüşü belirlemek zorundadır.

Ergen bu üç duruma yani “Gelecek Planı”, “İlişkiler” ve “İnanç ya da İdeoloji” ye cevap verebiliyorsa bir kimliği var demektir.

Örneğin ergen gelecekte avukat olmak istiyorsa, eğlenmek önemliyse ve dünya görüşüm “Yuppiii” diyorsa bir kimliği var diyordur.

Ergen bu sorulara cevap veremiyorsa Rol Karmaşasında demektir.

Bu durumda ergen kararsızlık içindedir.Ergen bu kararsızlık durumunda çok yoğun kalırsa “Kimlik Karmaşası” ya da “Dağınık Kimlik” orataya çıkar.

Erikson’a göre ergen ne olmak istediğine karar verdiyse bir kimliği var demektir.Bu dönemde bunun zıttı olarak yaşanan duygu ise rol karmaşasıdır.Rol karmaşasında ergen bu üç konuda ne yapacağına karar veremez.

Erikson’a göre ergenin kimlik oluşturabilmesi için geçmesi gereken zorunlu bir aşama vardır.Bu aşama Psikososyal Moratoryumdur.

Erikson için Psikososyal Moratoryum son derece olumlu bir durumdur.Moratoryum, toplum tarafından ergene tanınan keşif dönemidir.Ergen bu dönemde yetişkinlik rolleri, meslek, cinsiyet, ideoloji vb. için hazırlık yapar.Burada araştırma yapılır ancak bir kimkik yoktur.Ergen bu üç konuda yani gelecek planı, ilişkilerinin nasıl olacağı ve ideoloji konusunda karar vermeyi bir süre erteler, ancak araştırır.Üstünde durmaz ya da aldırış etmez.Bu aşama bu konularda kararın olmadığı ama araştırmanın olduğu aşamadır.

Ergene “Gelecekte ne olacaksın?” gibi sorular sorulduğunda ergen boş vermiş, aldırış etmiyormuş gibi görünür.Ancak ergen bu aşamada araştırma yapmaktadır.Ergenin sürekli ilgilerinin değişmesinin arkasında bu vardır.Ergen müzikle uğraşacağını söyler fakat dansla uğraşmaya karar verir.Ergenin çok sayıda arkadaşının olmasının arkasındaki dinamik de budur.Ergen hangi ilişkinin kendisine uygun olduğunu denemektedir.

Anne-babaların şikayetlerinde “Bu çocuk adam olmayacak, aklı bir karış havada, bu oğlan/kız nasıl insanlarla düşüp kalkıyor, belli değil, yanında bir düzgün çocuklar var, bir acayip çocuklar var.” gibi durumlar varsa çocukları moratoryumdadır.

Eğer anne-baba, ergenle ne olacağı konusunda baskı kurarsa ve moratoryum sürecine izin vermezse, ergen hem anne baba hemde toplumun beklentilerine aykırı bir kimlik de gelişebilir.Erikson bunu Ters Kimlik olarak adlandırmaktadır.

Ters kimlik, hem anne baba hemide toplumun beklentilerine aykırı bir kimlik oluşturmaktır.Ergen hiçbir şey olmayacağını düşünür, bu yüzden toplumun istediğinin tam tersi yönünde bir kimlik geliştirir.

Anne baba çocuğun okuması üzerinde baskı kurar fakat çocuk okulu bırakır.Bu, ters kimliktir.Çocuk çete üyesi, örgüt üyesi olabilir ya da uyuşturucu bağımlısı olur.Bunlar hem anne babaya hemde topluma aykırıdır.

DİKKAT!!!
Ters kimlik hem anne babaya hem de topluma aykırı olmak zorundadır.Yalnız anne babaya aykırı ise bu ters imlik değil, başarılı kimliktir.Örneğin, anne baba ergenden mühendis olmasını istemektedir.Ergen Edebiyat öğretmeni olur.Edebiyat öğretmeni olmak toplumun beklentilerine aykırı değildir.Bundan dolayı burada ters kimlik değil, başarılı kimlik söz konusudur.

Erikson’un Psikososyal kuramının Kimliğe Karşı Rol Karmaşası evresi üzerine Marcia’nın Kimlik statüleri vardır.Bu evreyi okuduktan sonra direkt olarak direkt Marcia’nın Kimlik Statülerini okumanızı tavsiye ediyorum.

6-) Yakınlığa Karşı Uzaklık(18 – 30)

Bu dönemde kişiyi temel olarak hareket ettiren duygu duygularını başkasıyla paylaşmaktır.Bunun içinde kimliğini başka bir kimlikle birleştirmesi gerekir.Buda evlilik olabilir yani eş ilişkisi ya da sevgili ilişkiside olabilir.

Kişinin duygularını bir başkası ile paylaşması göründüğü kadar kolay değildir.Eş ya da sevgili ilişkisinde kişi sürekli tavizler verecek, fedakarlıklarda bulunacaktır.Kişi tavizler verip fedakarlıklarda bulunurken kimliğini kaybettiği duygusu yaşamamalıdır.Eğer kimliğini kaybettiği duygusu yaşarsa yakın ilişkiye giremez, yüzeysel ilişkiler kurar.

Birey eş ilişkisinde ya da sevgili ilişkisinde tavizler verip fedakarlıklar yaptığında hep “Ben taviz veriyorum”, “Hep benden bir şeyler gidiyor”, “Bu ilişkide benliğimi kaybediyorum” gibisinden saçma sapan kafalara girerse kimliğini kaybetme duygusu yaşıyor demektir.Bu durumda yakın ilişki kuramaz.

Yalnızlık ya da uzaklık yani bireyin duygularını paylaşacak kimsenin olmaması bireyde rahatsızlık yaratır.Yalnızlık duygusunun günlük yaşamdaki ifadeleri şunlardır.”Etrafında bir sürü kişi var ama oturup konuşacak kimse yok”, “Etrafındaki kişiler ile doğru dürüst yapacak bir şey yok”, “Kendimi yalnız hissediyorum”, “Hayatımı boş hissediyorum” vb…

Yalnızlık durumundaki insanlar bu rahatsız edici duygudan kurtulma için yüksek düzeyde ödünleme çabalarına girişirler.Kişinin duygularını paylaşacağı kimse yoksa gezip tozmaya, arkadaşlık ilişkilerine aşırı zaman ayırır.işi iş yaşamına ağırlık verir ya da televizyon izleme, bilgisayar oynamada aşırı zaman geçirir.

DİKKAT!!!
Kişinin evli olması, sevgilisinin olması yakın bir ilişki yaşadığı anlamına gelmez.Yakın ilişki duyguları rahatlıkla paylaşabilmek demektir.Eğer bireyin duygularını paylaşamıyorsa evli olsa ya da sevgilisi olsa bile yalıtılmışlık içinde demektir.

Kişinin bu evrede yakınlık duygusunu yaşayabilmesi için öncelikle “kimliğinin” olması gerekir.Yakınlık durumunda kimlik başka birinin kimliği ile birleşecek bunun için kimliğinin olması gerekir.Ayrıca bunun yapılabilmesi için kişinin kendine ve başkalarına güven duygusu kazanmış olması gerekir.

7-) Üretkenliğe Karşı Durgunluk(30 – 60)

Bu evrede kişiyi temel olarak hareket ettiren duygu “Gençliğim boşa gitmedi” duygusudur.Kişiye gençliğinin boşa gitmediği duygusunu yaşatan ise “geleceğe bir şeyler bırakmak, öldükten sonra adının devam etmesi, dünyaya ve topluma bir şeyler kattığı” duygusunu yaşamaktır.

Erikson’a göre bu duyguyu en iyi yaşatan çocuktur.Bireyin çocukları istediği yönde gidiyorsa yani çocuklarının okumasını istiyor ve çocuklar okuyorsa, çocukların iş güç sahibi olmasını istiyor ve çocuklar iş güç sahibi oluyorsa birey üretkenlik duygusu yaşamaktadır.

Üretkenlik duygusunu büyük bir bilimsel buluş yapmak ya da sanat eseri ortaya koymakta yaşatabilir.

Üretkenliğin zıttı olarak yaşanan duygu durgunluk duygusudur.Durgunluk hiçbir şey yapmak istememektir.

Yetişkinin çocukları yetişkinin istediği yönde gidiyorsa yetişkin üretkenlik duygusu yaşar ve durgunluk duygusunu hafif atlatır.Durgunluk duygusunu hafif atlatan yetişkinlerin düşünceleri ve davranışları şu şekildedir.”İşe gidiyoruz, eve geliyoruz ne olacak sanki”, “Boşu boşuna ömür gidiyor, çalışıyoruz çabalıyoruz ortada birşey yok.Bu çocuklar ömrümüzü tüketti.”

Yetişkine yaşamın rutin işleri ağır gelmeye başlar.İşe gitmek, temizlik yapmak, alışveriş yapmak, misafirlerle uğraşmak vb. işleri zorlanarak yapar.

Eğer çocuk, yetişkinin istediği yönde gitmiyorsa yani çocuğun okumasını istiyor fakat çocuk okulu bırakıyor, çete üyesi oluyor, hapse giriyor vb. zaten yaşanacak olan durgunluk duygusu şiddetli atlatılır.Bu durum, kişinin hiçbir şey yapmak istemediği mutlak depresyon durumudur.Bu durum, kişiyi intihara kadar sürükler, sürekli ölme ve intihar etme düşünceleri hakim olur.

Örnek olarak,
Bireyler boşanıp tekrar evlenirler, aldatmalar başlar, din ya da ideoloji değiştirmeler başlar, birey çocukluk hayallerini gerçekleştirmek için işini bırakıp başka bir işe yönelebilir.Durgunluk şiddetli olunca kişi tüm hayatının yönünü değiştirmektedir.

😎 Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk(60 üstü)

Bu evrede kişi ölümle karşı karşıya gelir.Bu yüzden tüm hayatını sorgular.Gelecek planı yapamaz.

Birey yaşamını sorguladığında yaşadığı hayatı eksik ve fazla yönleri ile kabul ederse benlik bütünlüğündedir.

Örneğin, “Çok sıkıntı çektik, güzel günlerimiz de oldu ama herkesin hayatı böyle zaten” diyorsa benlik bütünlüğündedir.

Kişi hayatını sorguladığında geçmişinde olanları kabullenemiyorsa artık tekrar bir hayat yaşam şansı olmadığı için umutsuzluk içindedir.

Umutsuzluğun ilk yansıması pişmanlık ifadeleridir.”Keşke” ile başlayan cümleler sık kurulur.

Örneğin, “Keşke bu adam ya da karıyla evlenmeseydim”, “Çoluk çocuk da boş, keşke çocuklar için ömrümüzü harcamasaydık”, “Keşke İstanbul’a taşınmış olsaydık” vb. kişinin yaşadığı hayattan memnın olmadığını ifade eder.

Umutsuzluğun bir diğer yansımaları aşırı karamsar ruh halidir.Yaşlının gençlerle kavga etmeye başlaması, sürekli hastalıklar ve yalnızlıktan korkmaktır.Kişi ölümden korktuğu için sürekli hastaneye gider ve yanında birilerini ister.

Benlik bütünşüğü içinde olanlar bir uğraş bulup uğraşırlar.