Kategori arşivi: Gelişim Psikolojisi

Kohlberg – Ahlak Gelişimi

Öncelikle Kohlberg baba ile Piaget’in karşılaştırmasını yapalım.

Piaget Kohlberg
  • Çocuklarla çalışıyor.
  • 25 çocukla.
  • Yetişkinlerle çalışıyor.
  • Önce 8 ülkede sonra 26 ayrı ülkede aracını test ediyor.
  • Dinin ve kültürün etkisi yok diyor.

Kohlberg sorularında niyet önemlidir.

Düzeyler Düzeyler Hakkında Genel Açıklamalar Evreler Evrenin Özellikleri Uyma Nedenleri
Gelenek Öncesi
Kişi benmerkezcidir.Yalnızca kendisini düşünerek hareket eder.
  • Birey önemlidir.
  • Toplum dikkate alınmaz.
  • Bencildir.
  • Hep bana hep bana der.
  • İşlem öncesine benzer.
İtaat ve Ceza
  • Birey ceza alacağı için kurallara uyduğundan otoriteye bağımlıdır.Ortamda cezalandıracak otorite yoksa kurallara uymaz, varsa uyar.
  • İtaat ediyorum…Peki neye itaat?Cevap “Otoriteye”
  • Otoritenin kuralları çok önemli.
  • Piaget’in Dışa bağımlı döneme benzer.
  • Otorite varken kurallara uyulur.
  • Otorite yokken kurallara uyulmayabilir.
  •  Cezadan kaçmak.
  • Ortamda cezalandırabilecek otorite yoksa tüm kuralları ihlal eder.
Saf Çıkar
  • Birey uzun vadeli çıkarı için kısa vadeli bedel öder.Karşılıklı ilişkide amaç somut olarak bireyin fayda elde etmesidir.
  • Bencilliğin tam olduğu yerdir.
  • Birey için diğer taraftan ne alacağı önemlidir.
  • Sadece bencillik varsa yani bir pazarlık yoksa bu durumda da saf çıkarcılık söz konusudur.
    Bir başka deyişle, “Doğru davranış beni tatmin edendir, başkasının davranışları benim umurumda değildir.”
  • Kişi yalnızca kendini düşünüp hareket ediyorsa saf çıkarcılıktır.
  • Araçsal ilişkidir.
  • Uzun vadeli yarar.
  • Yapmış olduğu davranış uzun vadede kendisine somut olarak dönecektir.
  • Sevgi, saygı dönerse iyi çocuk oluşur.
  • Bedel
  • Karşılık
  • Tüccar ahlakı
Geleneksel
Toplumun beklentilerini ve düzeni dikkate alır.
  • Somut işlemlere benzer.
  • Toplum küçük olmalıdır.Yani yakın çevre, köy, kasaba, aile gibi…
  • Toplum önemlidir.
  • “Hep başkalarını mutlu edeyim”, “hep başkaları iyi olsun”, “beni siktir edin” demektir.
  • Birey önemli değildir.
  • Empati kurmaya başlanır.
İyi Çocuk
  • Küçük grubun beklentilerini, hedeflerini, çıkarlarını karşılamak önemlidir.
  • Saf çıkara benzer lakin arada fark vardır.Hangi iyilik karşılıksız olmaz ki…
  • Saf çıkarcılıkta araçsal beklenti varken buradaki manevidir.
  • Saf çıkarcılıkta bencillik varken burada taktir görmek, onaylanmak ve kabul görmek vardır.
  • Kişiler arası uyum.
  • Toplumsal yönelim.
  • Başkaları ne der? kafasındadır.
  • Göze girmek, iyi görünmek, kınanmak, laf söylemek önemlidir.
  • Torpil, kayırmacılık burada görülür.
Yasa Düzen

Toplumsal Sistem ve Vicdan
  • Düzeni sağlayan kurumlar, Ahlak, hukuk, din ile özdeşleşme, grubu ve insanları değil, kurumları ve düzeni korumak vardır.
  • Ahlak yasası.
  • Hukuk, yöneltmelik, devlet görünce aklınıza burası GELMEYECEK!!!
  • Her ne olursa olsun, hangi koşulda olunursa olunsun, insan hayatından bile, kanunlar, töreler ya da yasalar daha önemlidir.Birey her koşul altında bunlara uymak zorundadır.
  • İtaat ve Cezada otorite varken burada kitleyi ilgilendiren kurallardan bahsediyoruz.
  • İtaat ve Cezada otorite yokken kurallar çineniyordu lakin burada her durumda yasa geçerlidir.
  • Bu evredeki insan marsta bile yasalarla yaşar.
  • Kurallar içselleştiriliyor.
  • Zorunluluktan dolayı kurallara uyuyor.
  • Düzen sağladığı için kurallara uyuyor.
  • Cezalar artsın diyor, cezalandırıcılar çoğalsın diyor.
  • Biz ceza verelim kafasındadır.
Gelenek Ötesi
Ahlak kuralları üzerine düşünülüp eleştirilir.İlkeler ve bireysel haklar temel alınır.
  • İlkelerden dolayı ahlak kurallarına uyuyor ama ya da uymuyor.
  • İnsanların çok azı buraya çıkabiliyor.
  • Burada akıl ön planda.
  • Hem benim ihtiyaçlarım önemli, hemide toplum kuralları önemli.
  • Bencillik yok.
Toplumsal Sözleşme ve Bireysel Haklar

Sosyal Sözleşme
  • Rehberlik servisiyle yapılan herşey otomatikman buraya girer.
  • Herkesin yararınadır.
  • Herkesin yararını dikkate alarak kuralları değiştirmek, yeni kurallar ortaya koymak, bireysel hakları gözetmek vardır.
  • Kesinlikle kanunlara sahip çıkar.
  • Yasa ve Düzen her durumda, her koşulda ve hatta insan hayatından bile kanunları, yasaları ve töreleri üstün tutuyordu ve uyulması söyleniyordu.Lakin Sosyal sözleşmede ise bazı durumlarda kanunlar sorgulanabilir, eleştirilebilir hatta değiştirilmesi için eylemlerde bulunulabilir.
  • Herkesin yararı.
  • Tüm insanlar hatta tüm canlılara doğru genişler.
  • Herkesin yararına değilse, kurallar değiştiriliyor.
  • Kural yoksa kişi kural koyar.
  • Koyulan kurallar bireysel hakları ihlal edemez.
Evrensel Ahlak İlkeleri
  • Evrensel ilkeleri kabul etmek her insan ve canlının saygı değer olduğunu kabul etmek vardır.
  • Bu döneme çok az insan çıkabiliyor.
  • Ne olursa olsun insan hayatından, insan haklarından, barış, özgürlük ve adaletten daha üstün birşey yoktur demektedir.
  • Gerekirse de yasalar çiğnenir.Çünkü hiçbir şey insan hayatından önemli değildir.
  • İkilem yoktur.
  • Sosyal Sözleşmede ikilem vardır ama bunda yoktur.
  • İnsan hakları.
  • Adalet, eşitlik ve özgürlükle ahlak kurallarını değerlendirir.
Evre Örnekler
İtaat ve Ceza
  • Dershanede çalışan bir öğretmenin müdür varken derslere girmesi yokken zamanında girmemesi.
  • Bir sürücünün trafik polisi yokken kırmızı ışıktan geçmesi.
  • Öğretmen yokken öğrencinin kopya çekmesi varken çekmemesi.
  • Annesi odadan çıkınca bilgisayarda oyun oynayıp annesi gelince ders çalışan çocuk.
Saf Çıkar
  • Bir çocuğun annesine “bilgisayar oynamama izin verirsen dersimi yaparım” demesi.
  • Al gülüm ver gülüm.
  • Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez.
  • Arkadaşlarının kopya çektiğini gören bir çocuğun öğretmeni sorduğunda bir gün bende çekerim düşüncesiyle görmedim demesi.
İyi Çocuk
  • Arkadaşları istediği için istemediği halde okuldan kaçıp sinemaya giden bir öğrenci iyi çocuk eğilimindedir.
  • Babasına iyi görünmek için ders yapan çocuk.
  • Bir hemşirenin hastanede tanıdıklarına önde sıra alması.
  • Bir millet vekilinin bende sizden biriyim diyerek seçildiği bölgeye okul yaptırması.
Yasa Düzen
  • Bir okul müdürünün kıyafet yönetmenliğine uymadığı için gerekçesi ne olursa olsun öğretmen hakkında soruşturma açması.
  • Ağır yaralı birini hastaneye götüren sürücünün, kırmızı ışıkta geçmek yasak olduğu için kırmızı ışıkta durması.
  • Sınav sisteminde yapılan değişiklik kendisinde olumsuz etkilediği halde gencin “yasalara uymalıyız, bir bildikleri vardır.Mutlaka” diyerek yasayı benimsemesi.
Sosyal Sözleşme
  • Sınav sisteminde yapılan değişikliğin adaletsizliğe yol açtığını gören bir öğrencinin bu yasanın değiştirilmesi için gerekli yerlere dilekçe göndermesi.
Evrensel Ahlak İlkeleri
  • Savaşa karşı eylem yapan, barışın gelmesi için çabalayan kişiler bu dönemdedir.
  • Bir ilk yardım durumda din, dil, ırk gözetmeksizin durumu en kötü olana öncelik tanımak.
  • Ağır yaralı olan birisini hastaneye götüren sürücünün ceza yiyeceğini bildiği halde kırmızı ışıktan geçmesi.

Piaget – Ahlak Gelişimi

Ahlak gelişimi konusunda en kapsamlı ve  ilk araştırma Piaget’in ahlak gelişimi kuramıdır.

Bir sonraki yazımızda inceleyeceğimiz Kohlberg, Piaget’in ahlak gelişimi kuramını geliştirmiştir.

Ahlak, Piaget ve Kohlberg için bilişsel gelişimin bir parçasıdır.Ahlakı değil yargıyı açıklarlar.

Ahlak Öncesi
  • Okul öncesi çocuklarda kural olmadığı için bu dönemde ahlak söz konusu değildir.
  • Dürtüsünü kontrol edemiyor.
Ahlaki Gerçekçilik
(Dışa Bağımlı, Heteronom Ahlak)
Somut İşlemler Dönemine Denk Gelmektedir.
5 – 10
  • Piaget, bu evrede ahlaki davranışı değerlendirirken “somut sonuca bakılmaktadır” demektedir.
  • Ahlaki davranış değerlendirilirken sonuca bakılır.Davranış sonucunda zarar büyükse davranış ahlaksız, küçükse davranış ahlaklıdır.
  • Cezadan kaçmak için ahlak kurallarına uyar.
  • Otoriteye bağımlı oluyor.Otoritenin istediği olur.
  • Temel mantık suç varsa cezada olacaktır.
Özerk Evre
(Otonom Ahlak)
Soyut İşlemler Dönemine Denk Gelmektedir.
10 – üstü
  • Buradan hareketle Piaget bu evrede ahlaki davranış değerlendirilirken niyete bakıldığını ifade etmektedir.
  • Ahlaki davranış değerlendirilirken niyete bakılır.Bir kere niyet dikkate alınınca tüm kurallar değişiyor.Artık iyi bir amaç için çalabilirsiniz.Robin Hood…
  • Herkesin yararınadır.
  • Adil dünya görüşü vardır.
  • Çocuk ahlak kurallarını cezadan açmak için değil, herkesin yararına olduğu için uyar.

Soru Kökünde
Piaget varsa bakılacak ilk şey kişi davranışının sonucuna mı odaklan mış? niyetine mi odaklan mış?

Ahlak Gelişimi

Ahlak bireyin ve toplumun yaşamını düzenleyen kurallar bütünüdür.

Bireyin ve toplumun yaşamını düzenleyen bu kurallar bütününün iki temel ayırt edici özelliği mevcuttur.

  1. Bu kurallar toplum tarafından kendiliğinden oluşur.
  2. Herhangi bir ahlak kuralını birey ihlal ettiği zaman(örneğin, yalan söylemek, dedikodu yapmak, yaşlılara iyi davranmamak vb.) bunun yaptırımı vardır.
    Yani anlayacağınız bu kuralların kınama, öldürmeye kadar giden yaptırım gücü vardır.Yaptırımı uygulayanda yine toplumun taaa… kendisidir.

Bireyin Ahlakı Nasıl Edindiğini Açıklayan Yaklaşımlar

Davranışçılık

Ödül – ceza – alışkanlık bağlantısı ile açıklar.

Çocuk doğru yaparsa ödül, yanlış yaparsa ceza alır.Böylece doğruyu yapmak alışkanlık haline gelir.

Sosyal Öğrenme

Birey çevresindeki kişileri model alma ve taklit yoluyla ahlak kurallarını öğrenir.

Psikanaliz

Bu yaklaşıma göre ahlak kurallarını içselleştiriyoruz.Yani kişiliğimizin bir parçası oluyor.

Daha derli toplu belirtmek gerekirse ahlak kuralları süperego olarak içselleştiriliyor.

Anlayacağınız otorite bireyin içerisindedir.

Bu üç yaklaşımın ortak özelliği ahlaki davranışı açıklamalarıdır.

Bağlanma Kuramları

Bağlanma kişinin kendisi için önemli gördüğü kişilere karşı geliştirdiği güçlü duygusal bağdır.

Bağlanma oluşumunda anne ve çocuk arasında var olan sıcak ve duygu yüklü ilişki kişinin hem kendisine hem de başkalarına ve dış dünyaya güven duygusu kazanmasına yol açarak kritik yol oynar.

Anne ve çocuk arasında sevgi ve duygu ilişkisi varsa bağlanma oluşuyor.

Bireyin hem kendine hemde diğer insanlara güvenmesidir.

Diğer Adı Kendisi Dış Dünya
Güvenli Bağlanma + +
Güvensiz – Çelişkili Güvensiz Kaygılı Dirençli Bağlanma +
Güvensiz – Kaçınan Güvensiz Kaygılı Kaçınan Bağlanma

Güvenli Bağlanma

Çocuk hem kendisine hem de dış dünyaya güvenmektedir.Çocukta oluşan duygu, “Ben dış dünyada yalnız kalabilirim, annem her zaman beni koruyup gözetir.”

Tanıdık görünce sevinir.Mutlaka yaşıtla ilişkiye geçer.

Annesinin gitmesine üzülüyor ama tahammül edebiliyorsa güvenli bağlanmadır.

Güvensiz Çelişkili Bağlanma – Güvensiz Kaygılı Dirençli Bağlanma

Çocuk kendine güvenmez.Ancak dış dünyaya yani annesine güvenir.Çocuk, “Ben dış dünyada yalnız yaşayamam.” demektedir.Bundan dolayıda çocuk sürekli annesi ile birlikte olmak istemektedir.Annesi ortadan kaybolduğunda sürekli ağlar.Annesi döndüğünde de annesine vurmak, bağırmak, onu ısırmak gibi tepkiler sergiler.Bunlar aslında karşıt tepkidir.Yani sarılmak demektir.

Yalnız kalamıyor.Tanıdığına tepkilidir.Anneden uzaklaşamıyor.

Annesinin gitmesine üzülüyor ve tahammül edemiyorsa güvensiz çelişkili bağlanmadır.

Güvensiz Kaçınan Bağlanma – Güvensiz Kaygılı Kaçınan Bağlanma

Çocuk kendine de dış dünyaya da yani annesine güvenmez.Çocukta oluşan duygu, “Ben yalnız kalamam, kendi ihtiyaçlarımı kendim karşılayamam ve annem her zaman beni koruyup gözetmez.”

Dolayısı ile bu çocuk yalnız kaldığında annesi varken ya da yokken hiç tepki vermez.Çünkü annesine güvenmediği için annesinin varlığı ya da yokluğu onu ilgilendirmez.

Fiziksel olarak yalnızlığı tercih ediyor.

Yabancılara karşı tepkisiz.

Yaşıtlarıyla iletişime ilişkiye geçmez.

Annesinin gitmesine hiç tepki vermiyor.Annesi gelincede hiç umrunda değildir.

Bazen nedensiz tepki verebilirler.

Güvensiz çelişkili bağlanmada çocuk dış dünyaya güvendiği için annesi gidince ortalığı birbirine katar ve tahammül edemezdi.Haliyle annesi gelince annesine saldırırdı.Lakin bu çocuk dış dünyaya da güvenmediği için annesinin gitmesine tepki vermez çünkü umurunda değildir.Haliyle annesinin geri gelmeside umurunda olmayacaktır.Annede geri gelince umursamaz tavır takınır.

Yetişkin Bağlanması

Güvenli Bağlanan

Kişide var olan duygu şu şekildedir, “Ben dış dünyada kendi ayaklarımın üzerinde dururum.İnsanların çoğu tehlikeli değildir.”Güvenli bağlanan birey yalnız kalabilir.Eğer birinde sorun çıkarsa bu psikolojik sorundur.

Saplantılı Bağlanan

Kişi başkalarına güvenir.Kendine güvenmez.Yalnızlığa tahammülü yoktur.Bundan dolayı anne babadan zor ayrılır.Anne babadan ayrıldıklarında da dış dünyada sevgili, arkadaş gibi birini bulup ona saplanıp kalırlar.Aşırı yapışkan ilişki kurarlar.Sevdiği insan hep yanında olsun ister.Bundan dolayı birlikte oldukları insanlara eziyet ederek birlikte olurlar.

Güvensiz çelişkili bağlanmaya benzer.

Korkulu Bağlanan

Kendine güvenmez.Başkalarına da güvenmez.Kişi başkalarıyla birlikte kalamaz.Yalnız da kalamaz.Başkaları ile birlikte olamadıkları ve yalnız kalamadıkları için suça eğilimli olurlar.

Birey yalnız kalamıyor, başkalarıyla birlikte de kalamıyor.

Kayıtsız Bağlanan

Kendini çok önemli değerli görüyor.Diğer insanlar kötüdür.Tehlikelidir.İnsanlar tehlikeli olduğu için reddedilecekleri ya da zarar görecekleri korkusu ile insanlara yaklaşmazlar.

Dikkat!!!
Saplantılı bağlanmalarda kişiler kendilerine güvenmezler.Dış dünyaya güvenirler.Bundan dolayı dış dünyada birini bulduklarında o kişi onları reddederse tehlikeli her şeyi yaparlar.O kişiyi öldürmek, intihar etmek gibi.Ya benimsin ya da kara toprağın gibi gibi…

Kendine Güvenen
(Olumlu Benlik)
Dış Dünyaya Güvenen
(Olumlu Başkaları)
Güvenli Bağlanan + +
Saplantılı Bağlanan +
Korkulu Bağlanan
Kayıtsız Bağlanan +

Marcia’nın Kimlik Statüleri

Marcia, Erikson’un kimlik gelişimi ile ilgili kuramsal ifadelerini kabul edip Erikson’dan hareketle kimlik statülerini geliştirmiştir.

Marcia’ya göre 4 kimlik statüsü vardır.Bunlar;

  • Başarılı Kimlik
  • Psikososyal Moratoryum
  • İpotekli Kimlik
  • Kimlik Dağınıklığı

Marcia bu statüleri incelerken iki boyut belirlemiştir.Bir kimliğe bağlanma ve araştırma süreci.Bağlan ve araştırma kişinin hangi statüde olduğunu göstermektedir.

Araştırma

Kimlik için keşif yapma sürecidir.Kişi kimliği için farklı alternatifleri araştırıp deneyimler.İdeolojileri farklı mesleklerin özelliklerini araştırır.Farklı insanlarla arkadaşlıklar kurarak hangi ilişkinin kendisine uygun olduğunu dener.

Bağlanma

Kişinin kimliklerle ilgili özelliklerden bir ya da birkaçını seçip karar vermesidir.Birey ilgilerine ve mesleğinin ne olacağına karar vermiş, o yönde çalışmaya başlamıştır.

   Başarılı Kimlik  Psikososyal Moratoryum  İpotekli Kimlik Kimlik Dağınıklığı 
BAĞLANMA +  – +
ARAŞTIRMA +,- +

Başarılı Kimlik Statüsü

Kişi araştırma yaptıktan sonra bir kimliğe bağlanmış durumdadır.Birey kim olduğunu bilmekte gelecekte, insan ilişkilerinde ne istediğini bilmekte ve belli bir dünya görüşüne sahiptir.Başarılı kimlikteki kişinin kimliği olduğu için artık bir başarılı kimlik durumunda olduğu zaman süresince kimlik araştırması yapmamaktadır.Ancak başarılı kimliğe çıkabilmek için önceden araştırma yapmak gerekir.Bundan dolayı tabloda öncesinde artı vardır.Ama şu an araştırmadığı için eksidir.

Rol karmaşası +
Kimlik kazanma +

Moratoryum

Moratoryumda kişi bir kimliğe bağlanmamıştır ama araştırmaktadır.Bu statünün özelliği kimlikte yoktur ama araştırma yapılmaktadır.Dışarıdan ergen kimliği ile ilgili konuların yani gelecekte ne olacağı, ilişkilerinin nasıl olacağı ve dünya görüşünün ne olacağı konusundaki kararı ertelemiş görünür.Üstünde durmuyormuş gibi görünür.Ancak bu statünün en önemli özelliği, araştırmanın yapılmasıdır.

Erteleyici tutum moratoryumun belirtisidir.

Rol karmaşası +
Kimlik kazanma –

İpotekli Kimlik

Bu statüde ergen anne-babası ya da çevre tarafından önüne konulan kimliği olduğu gibi kabul etmiştir.Bu statüde bir kimliğe bağlanma vardır ancak hiçbir şekilde araştırma yoktur.Örneğin, ailesi istediği için kişi tıp fakültesine gider.Çevre, mühendis olmayı ya da medya manken olmayı özendirdiği için kişi araştırmadan manken olmaya karar verir.

Rol karmaşası –
Kimlik kazanma +

Dağınık Kimlik

Bu kimlik statüsünde bir kimliğe bağlanma da araştırma da yoktur.Kişi kararsızlık durumunda kalır.Kişinin ne olmak istediği, insan ilişkilerinde nasıl davranması gerektiği konusunda bir kararı yoktur.

Çok çabuk vaz geçer.
Çok çabuk fikir değiştirir.
Tercihlerini sürekli değiştirir.

Rol karmaşası –
Kimlik kazanma –

İpotekli kimlikten ya da dağınık kimlikten başarılı kimliğe geçmek için kişinin mutlaka bir moratoryum atlatması gerekir.

Tüm bu kimlik statülerine örnek vermek gerekirse,
Kişi ailesinin istediği ile bilgisayar mühendisliğine gider.Bu durumda kişi ipotekli kimliktedir.Ancak daha sonra farklı siyasete ilgi duyar ve üniversite sınavına girer.İşte bu durumda ipotekli kimlikten araştırma yapıp yani moratoryum yapıp tekrar başarılı kimlik statüsüne girmiş demektir.

Bu kimlik statülerine ek olarak Erikson’un da eklediklerini yazmakta fayda var.

Gölge Kimlik

Baskı ve zorla bir iş yaptırılmışsa gölge kimliktir.

İpoteklide baskı ve zorlama yoktur.Anne ya da babanın tercihlerini üzmemek için yapar.Ama bunda baskı ve zorlama vardır.

Erikson Psikososyal Kuram Özeti

 Evreler Özellikleri Sonuçları
Temel Güvene Karşı Güvensizlik(0 – 2) Güven duygusu kazanılmaktadır. Kendine güvenmemek.
İnsanlara güvenmemek.
Bunun sonucu olarak da bağımlı kişilik yapısı oluşur.
Özerkliğe Karşı Utanç ve Kuşku(2 – 4) Bağımsızlık duygusu kazanılmaktadır.Soruda fiziksel hareket varsa bu evreden söz edilmektedir. Bağımsız karar alamamak, sorumluluk alamamak.
İnsanlar ve kendinden şüphe etmek.
Bir işi yaparken birilerinin desteğini alacak, bağımsız kararlar veremeyecek, daima başkalarına danışma ihtiyacı olacak.
Girişimciliğe Karşı Suçluluk(4 – 6) Girişim duygusu kazanılmıştır.
Soruda merak, oyun, soru sorma davranışı varsa bu evreden söz edilmektedir.
Suçluluk duygusu baskın olmaktadır.Çekingen kişilik yapısı oluşur.Bunun sonucu olarak insanlar ile rahat iletişim kuramama, kendini ifade edememe sorunları ortaya çıkar.
Başarıya Karşı Aşağılık – Yeterliliğe Karşı Yetersizlik(6 – 12) Yeterlilik duygusu kazanılmaktadır.Soruda yapma(kutu yapma, matematik yapma, makyaj yapma, proje hazırlama, tahtayı asma) ile ilgili bir ifade varsa bu evreye karşılık gelir. Yetersizlik duygusu
Ben matematik, fizik yapamam.
Araç – gereç kullanmaktan çekinmek,
Yeniliğe açık olmamak
Düzenli ve sistemli olarak çalışamamak.
Başkalarıyla birlikte yani iş yerinde ortak olarak çalışamamak.
Kimlik Kazanmaya Karşı Rol Karmaşası(12 – 18) Kimlik duygusu kazanılmaktadır.
Ben kimim? sorusuna iş, ilişki ve ideoloji boyutunda cevap aranır.
Rol karmaşası ya da kimlik bulamama, ters kimlik ortaya çıkmaktadır.
Yakınlığa Karşı Uzaklık(18 – 30) Yakınlık duygusu kazanılmaktadır.
Duyguları başkası ile paylaşmak demektir.(Eş ve sevgili ilişkisi)
Yalnızlık duygusu, hayatını boş hissetme.
Üretkenliğe Karşı Durgunluk(30 – 60) Üretim duygusu kazanılmaktadır.
Çocuk, işte kariyer, büyük bir buluş yapmak.
Durgunluk duygusu yani hiçbir şey yapmak istememe, gençliğim boşa gitti duygusu.
Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk(60 üstü) Benlik bütünlüğü kazanılmaktadır.
Hayatın eksik ve fazla yönleri ile memnun olma, ölümü kabullenme..
Umutsuzluk, hayatından memnun olmama, pişmanlık ifadeleri(keşke), aşırı karamsar ruh hali…

Erikson Psikososyal Kişilik Kuramı

Bu dersimizde Freud babanın takipçisi Erikson’un Psikososyal Kişilik Kuramına giriş yapacağız.

Psikososyal Kişilik Kuramı, bireyin kişiliği üzerinde sosyal çevre ile kurduğu ilişkilerin etkisini araştırmıştır.

Freud’dan farklı olarak kişilik gelişiminde sosyal çevreye ağırlık vermiş, kişilik gelişimindeki sosyal öğelerin önemini vurgulamıştır.

Freud ile Erikson arasındaki en büyük farklılık, Freud’un kuramı biyolojik iken, Erikson’un kuramı sosyaldir.

Hatırlarsanız eğer Freud’da oral evrede ağız, anal evrede anal kaslar ve fallik evrede cinsel beden bölgeleri vardı.Yani biyolojik bir temel söz konusu….

Erikson ise her bir dönemde bireyin sosyal çevresiyle ilişkilerini açıklamıştır.Örneğin, Güven duygusunun çevreyle olan ilişkilerde bağlantısı ya da özerkliğin yakın çevreyle olan ilişkilerle bağlantısı…

Freud’da biyolojik olan süreçler baskın dedik…Yani İD baskındır…
Erikson’da ise sosyal süreçler yani ego baskındır.

Freud ve Erikson Karşılaştırması

Freud Erikson
Kişilik gelişimi 5 evre halindedir ve 18 yaşında tamamlanır. Kişilik gelişimi 8 evre halindedir ve ölene kadar değişim vardır.Hayat boyu değişimi ortaya atmıştır.
Kişilik mekanizmalarından id en önemli mekanizmadır. Kişilik mekanizmalarından ego en önemli mekanizmadır.
Cinsellik en önemli özelliktir. Kimlik en önemli özelliktir.
En önemli çevre faktörü annedir.Anne ile kurulan ilişki, kişiliğin oluşumunda çok önemlidir. Çevre, anneden başlayıp içinde bulunulan kültüre kadar genişler.Kültür bile kişiliğimizin oluşumunda etkilidir.
En önemli evre fallik evredir.(3 – 6) En önemli evre kimliğe karşı rol karmaşası evresidir.(12 – 18)
Birey bir dönemde saplantı yaşarsa bunun sonuçları hayat boyu devam eder. Birey bir dönemde saplantı yaşarsa daha sonra kendi kendini düzeltebilir.
Erikson “bunalım” veya “kriz” kavramını kullanır.Bunalım, bireyin her evrede iki zıt kutup arasında gidip gelmesidir.

Erikson İlkeleri

Aşamalı Oluşum İlkesi
(Epigenetik İlke)
Organ İşlev Biçimi Toplumsal İşlev Örüntüsü
  • Psikososyal gelişimin genetik yönüne vurgu yapar.
    EEeee, hani Erikson’un kuramı sosyal temelliydi?Evet doğru sosyal temelli ama bu durum onun olgunlaşmayı red ettiği anlamına gelmez.
  • Bu kuramda sosyal ilişkiler önemli lakin belirli dönemden döneme farklılaşma söz konusu olunca bu farklılık genetikten veya kalıtımsal süreçlerden kaynaklanmaktadır.
  • Freud’da belirli dönemlerde belirli bölgeler söz konusuydu.Örn, oral dönemde ağız.
  • Erikson’da bu bölge yani ağızın temel işlemi “almak”tır.Örneğin, güvene karşı güvensizlik isimli ilk dönemde alma duygusu hayatın her alanına genellenir.Çocuk sevgiyi alır.İlgiyi alır.Dolayısıyla bir organın işlevi çocuğun tüm var oluşuna genellenmiştir.
  • Freud’un kuramında bir organ sadece libidinal bir bölge olarak yani haz bölgesi olarak açıklanırken, Erikson’da o organın işlevi çocuğun tüm var oluşuyla açıklanır.
  • İlk iki ilkede daha çok biyolojik yan ağır basar.
  • Burada ise Erikson sosyal çevreyle kurulan ilişkilerin önemine vurgu yapmıştır.Yani her bir dönemde bireyin sosyal çevresi farklı etkiler yaratır.
    Örn, Güven döneminde annenin ya da bakıcının çocukla kurduğu ilişki onun kişiliği üzerinde etkilidir.
  • Giderek sosyal çevre genişler.

Erikson’un Psikososyal Kuramında ki 8 evre aşağıdaki gibidir.

  1. Temel Güvene Karşı Güvensizlik (0 – 2)
  2. Özerkliğe Karşı Utanç ve Kuşku (2 – 4)
  3. Girişimciliğe Karşı Suçluluk (4 – 7)
  4. Başarıya Karşı Aşağılık – Yeterliliğe Karşı Yetersizlik (7 – 12)
  5. Kimliğe Karşı Rol Karmaşası (12 – 18)
  6. Yakınlığa Karşı Uzaklık (18 – 30)
  7. Üretkenliğe Karşı Durgunluk (30 – 60)
  8. Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk (60 üstü)

Şimdi sırasıyla bu evrelere dalış yapalım…

1-) Temel Güvene Karşı Güvensizlik(0 – 2)

Şimdi bu evreye giriş yapmadan önce bu evrede dahil diğer evreleri kapsayan bir durumdan söz edeceğim.Genellikle biz KPSS koyunları bu evreleri şu şekilde algılamaktayız…

Hmmm…Bu evrede çocukta ya güven oluşur ya da güvensizlik…

Gördüğünüz gibi bu düşünce yanlıştır.Çünkü Psikolojide hiçbirşey %100 değildir.Kimse uçlarda kalamaz.Hepimizde güven duygusu vardır.Aynı anda güvensizlik duygusuda vardır.Burada önemli olan hangisinin daha ağır bastığıdır.Bu durum diğer evreler içinde geçerlidir.

Şimdi gelelim Temel Güvene Karşı Güvensizlik evresine…

Freud’da Oral döneme karşılık gelir.

Bu evrede çocuk bir yandan güven duygusu bir yandan da güvensizlik duygusu yaşar.

Bu evrede kazanılmasını beklediğimiz duygu tabi ki de güven duygusudur.

Güven bebişkonun hem kendisine hemide dış dünyaya güvenmesidir.Bir bebeğin acıkması, susaması, hasta olması, ilgi istemesi, dokunulmayı istemesi, sevgiyi istemesi bebeğin ihtiyaçlarıdır.Erikson’a göre bu dönemde çocuğun temel ihtiyaçları düzenli, tutarlı ve öngörülebilir bir şekilde karşılanırsa çocukta güven duygusu ağır basar.Bilakis güvensizlik duygusu ağır basacaktır.

Çocukta, “Ben dış dünya da yaşayabilirim”, “Dış dünya tehlikesiz bir yerdir” duygusunu geliştirir.

Güven duygusunun kazanılması için yukarıda bahsettiğimiz gibi annenin bebeğin öz bakımını yapması gerekir.

Ancak güven duygusunun gelişmesinde sevgi gösterilmesi, (yani bebeği öpmek, mıncıklamak, kucağa almak gibi) öz bakımdan daha önemlidir.

Çocuğun bu evreden sağlıklı çıkabilmesi için büyük ölçüde güven duygusunu yaşaması gerekir.Anne, çocuğa sevgi göstermeli, onun öz bakımını yapmalıdır.

Eğer bu evrede bir saplantı olursa, saplantılı anne çocuğu sevmeyip dışlarsa ya da öz bakımını tam olarak yapmazsa temel güvene karşı güvensizlik oluşur.Çocuk kendine ve dış dünyadaki insanlara güvenmez.Kendine güvenmemek bağımlı olmasına yol açar.

2-) Özerkliğe Karşı Utanç ve Kuşku(2 – 4)

Freud’da Anal döneme karşılık gelir.

Freud, Anal dönemde bağımsızlık duygusunun kazanıldığını söylüyordu.Erikson ise Freud’dan farklı bir özelliğe odaklanır.

Bu dönemde çocuk yürümektedir.

Yürümek ana babadan bağımsız bir harekettir.Çocuk yürüyerek canının istediğine gider ya da canının istemediğine gitmez.Bu da çocukta ben annem ve babamdan ayrı bir varlığım şeklindeki özerklik duygusunun oluşmasını sağlar.

Çocuk bağımsız yapabileceği işleri bağımsız yapmak ister.Bağımsız seçimler yapmak ister.

Bir bireyde özerklik duygusunun oluşabilmesinin temel şartı çocuğun kendi başına yapabileceği işlerde kendi başına yapmasına olanak tanımaktır.

Eğer çocuğun bağımsız seçimine müdahale edilirse o çocuk bu seçiminden utanç duyar ve ilerideki yaşamında yapacağı seçimlerinde kuşku yaşayabilir.

Örn, bir çocuk kendi çabasıyla koltuğa çıkmak istiyor.İlk çabasında başaramayıp kıçının üzerine düşüyor.İkinci çabasında gene başaramıyor.Bunu gören muşmula suratlı çürümüş gergedan yapılı annanesi “ahhh yavyummmm burayamı çıkmak istiyorsun” diyerek çocuğu alıp kıltığa koyarsa işte o çocuğun Özerkliğinin gelişmesine engel olmuş oluyor ve utanç ve kuşkuya sebep vermiş oluyor.

Özerklik duygusunun ilk yansıması inatçılıktır.Söylenenin tam tersini yapar.Burada çocuk “Otorite benim, sen değilsin” mesajını vermektedir.

Özerklik duygusunun kazanılmasındaki temel etken, bağımsız fiziksel hareketlerde bulunabilmedir.Çocuk tek başına koşabilmeli, zıplayabilmeli vb. davranışları yapabilmelidir.

Annenin bu evrede yukarıdaki annanenin yaptığı gibi fiziksel hareketleri olabildiğince kısıtlamaması gerekir.Eğer ortamda panik bir anne varsa, yani çocuk oynarken, endişekli bir anne varsa çocuğun fiziksel hareketleri aşırı kısıtlanmış olur.Bu da kuşku duygusuna yol açar.Çocuk tek başına hareket edebileceğinden kuşku duyar.

Çocuk kuşku duygusunu aşırı yaşarsa ileride bağımsız karar alamaz.Bağımsız karar alamayan kişiler sorumluluk alamazlar.Kendisinin yapabileceği işlere ve çevresindeki insalara karşı şüpheci olur.

Bu evrede utanma başlar.Utanmanın kökeninde çocuğun kendi hareketleri yani kendisinden utanması vardır.Çocuk koşup düşer, düştüğünden utanır.”Kendi başıma koştum ve başaramadım” şeklinde düşünmekte ve kendisinden utanmaktadır.

Özerkliğin ilk yansıması kuşku, ikinci yansıması utanmadır.

Eğer bu dönemde utanç ve kuşku söz konusu olursa, yetişkinlik döneminde bağımsız kararlar veremeyecek, daima başkalarına danışma ihtiyacı olacak ve bir işi yaparken hep birilerinin desteğini arayacaktır.

DİKKAT!!!
Özerklik fiziksel hareket demektir.Sorularda “kendi başına yürümesi”, “kendi başına merdiven çıkması” vb. ile bunların engellenmesi varsa bu özerklik evresidir.

3-) Girişkenliğe Karşı Suçluluk(4 – 7)

Freud’da Fallik döneme karşılık gelir.

Çocuk güven döneminde alıcı, özerklik döneminde özgürlük sevdalısıydı…Bu dönemde ise bilim adamı yolundadır…

Merak, araştırma, soru sorma gelişmiştir.

Demek ki, güven alıcı olmakla ilgili, özerklik kendiyle ilgili bir duygudur.Girişimcilik, kendisi + çevre…

Bu evrede çocuklar çoook meraklıdır.Merakını soru sorarak giderir.

Soru sorar….

Soru sormak Erikson’a göre girişim duygusu demektir.Soru sormak bir işi başlatmak ve devam etmek demektir.

Bu dönem Freud’da Fallik döneme denk geldiği için çocuk cinselliğinin farkına varmaktadır.Haliyle soruların büyük bölümü cinsel içeriklidir.Eğer anne baba bu soruları çok sert bir şekilde bastırırsa ve çocuğun oyun davranışı engellenirse bu durum çocukta suçluluk duygusuna neden olur.

Çocuk, “Soru sorduk, başımıza gelmeyen iş kalmadı, bidaha sormam anasını avradını satıyım…” der.

Suçluluk aşırı yaşanırsa çekinden kişikik yapısı oluşur.Çekingen insanlar tanımadığı ortama rahatlıkla giremez, tanımadığı insanlarla rahatlıkla konuşamaz ve kendini ifade etmede güçlük yaşarlar.

Girişimcilik duygusunun oluşması için anne babalar çocukların soruları uygun bir şekilde yanıtlamalı, oyun davranışlarını kısıtlamamalıdırlar.

DİKKAT!!!
Özerklik fiziksel harekettir.Soruda fiziksel hareket varsa özerklik demektir.Eğer ki soruda çocuğun soru sorması, araştırması, merak etmesi, oyun davranışı varsa girişim demektir.

4-) Başarıya Karşı Aşağılık – Yeterliliğe Karşı Yetersizlik(7 – 12)

Freud’da Gizil(Latent) döneme karşılık gelir.

Bu evrede yaşa bakarsak eğer heee anlaşılıyor ki çocuk okula başlamıştır….

Dolayısıyla sosyal çevrenin çocuktan beklentileri farklıdır.

Başarı yapmaktır.Yüksek beklentileri bu dönemdeki çocuk yapamayınca aşağılık kompleksi oluşur.

Çocuk bedenini kullanarak bir şeyler yapma duygusunu edinir.Bu duyguyu en iyi yaşadığı yer okuldur.

Okuldaki yaşantılarında çocuk “Ben çalıştım, okumayı yazmayı, hesap yapmayı yapabilir hale geldim.” duygusu yaşar.

Yapma duygusunun tersi de bu evrede yaşanır.”Ne kadar çalışsam çalışayım yapamıyorum”…Yani yetersizlik ya da aşağılık duygusuda bu evrede kazanılır.

Bu evrede öğretmenin yaklaşımı ve okul çok önemlidir.Öğretmen etiketleme yaparsa yani tembeller şeklinde küçük düşürücü konuşursa yetersizlik duygusuna yol açar.

DİKKAT!!!
Sorudaki yapma duygusu ya da yapmayı ifade eden kelime ve sözcüklere dikkat edilmelidir.Kutu yapmak, masayı tamir etmek, proje geliştirmek, resim yapmak vb. ifadeler genelikle burası ile ilgilidir.


Buraya kadarki evreler kimliğe hazırlık evreleridir.


5-) Kimliğe karşı Rol Karmaşası(12 – 18)

Freud’da Genital döneme karşılık gelir.

Erikson’a göre kişiliğin oluşumundaki en önemli evredir.Çünkü kendisinden önceki evrelerden en çok etkilenen ve kendisinden sonraki evreleri en çok etkileyen evredir.

Bu evre egonun en zorlandığı yerdir.

Ego yani problem çözme mekanizması bedendeki değişimler ile baş etmek zorundadır.Ergenliğe girince beden çok büyük bir hızla değişmektedir.

Ayrıca ego toplumla baş etmek durumundadır.Ergenliğe girince toplumun bireye bakışı tamamen değişmektedir.Ancak toplumun bireye bakışı da çelişkilidir.Toplum ergene bir yandan “Artık erkek oldun, kadın oldun, ona göre davran” derken öte yandan da ergen biri ile flört edecek olsa “Daha küçüksün” der.Toplum ergene “Artık büyüdün, işini belirlemek için açlış” der.öte yandan ergen part-time bir işte çalışacak olsa “Daha çok küçüksün” der.Yani anlayacağınız toplum ergenin aklına sıçar.

Bu dönemde ergen kimlik oluşturmak zorundadır.

Kimlik,

Ben kimim?

sorusuna verilen yanıtların tamamıdır.Ergen bu dönemde bu soruya yam üç boyutta yanıt vermek zorundadır.

  1. Gelecek Planı
    Ergen gelecekte ne olmak istiyor?
    Doktor mu? Mühendis mi? Avukat mı?
    Bu soruya yanıt vermek zorundadır.
  2. İlişkiler
    Ergen arkadaşlık ilişkilerinde neye önem veriyor?
    Karşı cinsle ilişkilerinde neye önem veriyor?
    Buna cevap vermek zorundadır.
  3. İnanç Ya da İdeoloji
    Ergen genel olarak bir dünya görüşü belirlemek zorundadır.

Ergen bu üç duruma yani “Gelecek Planı”, “İlişkiler” ve “İnanç ya da İdeoloji” ye cevap verebiliyorsa bir kimliği var demektir.

Örneğin ergen gelecekte avukat olmak istiyorsa, eğlenmek önemliyse ve dünya görüşüm “Yuppiii” diyorsa bir kimliği var diyordur.

Ergen bu sorulara cevap veremiyorsa Rol Karmaşasında demektir.

Bu durumda ergen kararsızlık içindedir.Ergen bu kararsızlık durumunda çok yoğun kalırsa “Kimlik Karmaşası” ya da “Dağınık Kimlik” orataya çıkar.

Erikson’a göre ergen ne olmak istediğine karar verdiyse bir kimliği var demektir.Bu dönemde bunun zıttı olarak yaşanan duygu ise rol karmaşasıdır.Rol karmaşasında ergen bu üç konuda ne yapacağına karar veremez.

Erikson’a göre ergenin kimlik oluşturabilmesi için geçmesi gereken zorunlu bir aşama vardır.Bu aşama Psikososyal Moratoryumdur.

Erikson için Psikososyal Moratoryum son derece olumlu bir durumdur.Moratoryum, toplum tarafından ergene tanınan keşif dönemidir.Ergen bu dönemde yetişkinlik rolleri, meslek, cinsiyet, ideoloji vb. için hazırlık yapar.Burada araştırma yapılır ancak bir kimkik yoktur.Ergen bu üç konuda yani gelecek planı, ilişkilerinin nasıl olacağı ve ideoloji konusunda karar vermeyi bir süre erteler, ancak araştırır.Üstünde durmaz ya da aldırış etmez.Bu aşama bu konularda kararın olmadığı ama araştırmanın olduğu aşamadır.

Ergene “Gelecekte ne olacaksın?” gibi sorular sorulduğunda ergen boş vermiş, aldırış etmiyormuş gibi görünür.Ancak ergen bu aşamada araştırma yapmaktadır.Ergenin sürekli ilgilerinin değişmesinin arkasında bu vardır.Ergen müzikle uğraşacağını söyler fakat dansla uğraşmaya karar verir.Ergenin çok sayıda arkadaşının olmasının arkasındaki dinamik de budur.Ergen hangi ilişkinin kendisine uygun olduğunu denemektedir.

Anne-babaların şikayetlerinde “Bu çocuk adam olmayacak, aklı bir karış havada, bu oğlan/kız nasıl insanlarla düşüp kalkıyor, belli değil, yanında bir düzgün çocuklar var, bir acayip çocuklar var.” gibi durumlar varsa çocukları moratoryumdadır.

Eğer anne-baba, ergenle ne olacağı konusunda baskı kurarsa ve moratoryum sürecine izin vermezse, ergen hem anne baba hemde toplumun beklentilerine aykırı bir kimlik de gelişebilir.Erikson bunu Ters Kimlik olarak adlandırmaktadır.

Ters kimlik, hem anne baba hemide toplumun beklentilerine aykırı bir kimlik oluşturmaktır.Ergen hiçbir şey olmayacağını düşünür, bu yüzden toplumun istediğinin tam tersi yönünde bir kimlik geliştirir.

Anne baba çocuğun okuması üzerinde baskı kurar fakat çocuk okulu bırakır.Bu, ters kimliktir.Çocuk çete üyesi, örgüt üyesi olabilir ya da uyuşturucu bağımlısı olur.Bunlar hem anne babaya hemde topluma aykırıdır.

DİKKAT!!!
Ters kimlik hem anne babaya hem de topluma aykırı olmak zorundadır.Yalnız anne babaya aykırı ise bu ters imlik değil, başarılı kimliktir.Örneğin, anne baba ergenden mühendis olmasını istemektedir.Ergen Edebiyat öğretmeni olur.Edebiyat öğretmeni olmak toplumun beklentilerine aykırı değildir.Bundan dolayı burada ters kimlik değil, başarılı kimlik söz konusudur.

Erikson’un Psikososyal kuramının Kimliğe Karşı Rol Karmaşası evresi üzerine Marcia’nın Kimlik statüleri vardır.Bu evreyi okuduktan sonra direkt olarak direkt Marcia’nın Kimlik Statülerini okumanızı tavsiye ediyorum.

6-) Yakınlığa Karşı Uzaklık(18 – 30)

Bu dönemde kişiyi temel olarak hareket ettiren duygu duygularını başkasıyla paylaşmaktır.Bunun içinde kimliğini başka bir kimlikle birleştirmesi gerekir.Buda evlilik olabilir yani eş ilişkisi ya da sevgili ilişkiside olabilir.

Kişinin duygularını bir başkası ile paylaşması göründüğü kadar kolay değildir.Eş ya da sevgili ilişkisinde kişi sürekli tavizler verecek, fedakarlıklarda bulunacaktır.Kişi tavizler verip fedakarlıklarda bulunurken kimliğini kaybettiği duygusu yaşamamalıdır.Eğer kimliğini kaybettiği duygusu yaşarsa yakın ilişkiye giremez, yüzeysel ilişkiler kurar.

Birey eş ilişkisinde ya da sevgili ilişkisinde tavizler verip fedakarlıklar yaptığında hep “Ben taviz veriyorum”, “Hep benden bir şeyler gidiyor”, “Bu ilişkide benliğimi kaybediyorum” gibisinden saçma sapan kafalara girerse kimliğini kaybetme duygusu yaşıyor demektir.Bu durumda yakın ilişki kuramaz.

Yalnızlık ya da uzaklık yani bireyin duygularını paylaşacak kimsenin olmaması bireyde rahatsızlık yaratır.Yalnızlık duygusunun günlük yaşamdaki ifadeleri şunlardır.”Etrafında bir sürü kişi var ama oturup konuşacak kimse yok”, “Etrafındaki kişiler ile doğru dürüst yapacak bir şey yok”, “Kendimi yalnız hissediyorum”, “Hayatımı boş hissediyorum” vb…

Yalnızlık durumundaki insanlar bu rahatsız edici duygudan kurtulma için yüksek düzeyde ödünleme çabalarına girişirler.Kişinin duygularını paylaşacağı kimse yoksa gezip tozmaya, arkadaşlık ilişkilerine aşırı zaman ayırır.işi iş yaşamına ağırlık verir ya da televizyon izleme, bilgisayar oynamada aşırı zaman geçirir.

DİKKAT!!!
Kişinin evli olması, sevgilisinin olması yakın bir ilişki yaşadığı anlamına gelmez.Yakın ilişki duyguları rahatlıkla paylaşabilmek demektir.Eğer bireyin duygularını paylaşamıyorsa evli olsa ya da sevgilisi olsa bile yalıtılmışlık içinde demektir.

Kişinin bu evrede yakınlık duygusunu yaşayabilmesi için öncelikle “kimliğinin” olması gerekir.Yakınlık durumunda kimlik başka birinin kimliği ile birleşecek bunun için kimliğinin olması gerekir.Ayrıca bunun yapılabilmesi için kişinin kendine ve başkalarına güven duygusu kazanmış olması gerekir.

7-) Üretkenliğe Karşı Durgunluk(30 – 60)

Bu evrede kişiyi temel olarak hareket ettiren duygu “Gençliğim boşa gitmedi” duygusudur.Kişiye gençliğinin boşa gitmediği duygusunu yaşatan ise “geleceğe bir şeyler bırakmak, öldükten sonra adının devam etmesi, dünyaya ve topluma bir şeyler kattığı” duygusunu yaşamaktır.

Erikson’a göre bu duyguyu en iyi yaşatan çocuktur.Bireyin çocukları istediği yönde gidiyorsa yani çocuklarının okumasını istiyor ve çocuklar okuyorsa, çocukların iş güç sahibi olmasını istiyor ve çocuklar iş güç sahibi oluyorsa birey üretkenlik duygusu yaşamaktadır.

Üretkenlik duygusunu büyük bir bilimsel buluş yapmak ya da sanat eseri ortaya koymakta yaşatabilir.

Üretkenliğin zıttı olarak yaşanan duygu durgunluk duygusudur.Durgunluk hiçbir şey yapmak istememektir.

Yetişkinin çocukları yetişkinin istediği yönde gidiyorsa yetişkin üretkenlik duygusu yaşar ve durgunluk duygusunu hafif atlatır.Durgunluk duygusunu hafif atlatan yetişkinlerin düşünceleri ve davranışları şu şekildedir.”İşe gidiyoruz, eve geliyoruz ne olacak sanki”, “Boşu boşuna ömür gidiyor, çalışıyoruz çabalıyoruz ortada birşey yok.Bu çocuklar ömrümüzü tüketti.”

Yetişkine yaşamın rutin işleri ağır gelmeye başlar.İşe gitmek, temizlik yapmak, alışveriş yapmak, misafirlerle uğraşmak vb. işleri zorlanarak yapar.

Eğer çocuk, yetişkinin istediği yönde gitmiyorsa yani çocuğun okumasını istiyor fakat çocuk okulu bırakıyor, çete üyesi oluyor, hapse giriyor vb. zaten yaşanacak olan durgunluk duygusu şiddetli atlatılır.Bu durum, kişinin hiçbir şey yapmak istemediği mutlak depresyon durumudur.Bu durum, kişiyi intihara kadar sürükler, sürekli ölme ve intihar etme düşünceleri hakim olur.

Örnek olarak,
Bireyler boşanıp tekrar evlenirler, aldatmalar başlar, din ya da ideoloji değiştirmeler başlar, birey çocukluk hayallerini gerçekleştirmek için işini bırakıp başka bir işe yönelebilir.Durgunluk şiddetli olunca kişi tüm hayatının yönünü değiştirmektedir.

😎 Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk(60 üstü)

Bu evrede kişi ölümle karşı karşıya gelir.Bu yüzden tüm hayatını sorgular.Gelecek planı yapamaz.

Birey yaşamını sorguladığında yaşadığı hayatı eksik ve fazla yönleri ile kabul ederse benlik bütünlüğündedir.

Örneğin, “Çok sıkıntı çektik, güzel günlerimiz de oldu ama herkesin hayatı böyle zaten” diyorsa benlik bütünlüğündedir.

Kişi hayatını sorguladığında geçmişinde olanları kabullenemiyorsa artık tekrar bir hayat yaşam şansı olmadığı için umutsuzluk içindedir.

Umutsuzluğun ilk yansıması pişmanlık ifadeleridir.”Keşke” ile başlayan cümleler sık kurulur.

Örneğin, “Keşke bu adam ya da karıyla evlenmeseydim”, “Çoluk çocuk da boş, keşke çocuklar için ömrümüzü harcamasaydık”, “Keşke İstanbul’a taşınmış olsaydık” vb. kişinin yaşadığı hayattan memnın olmadığını ifade eder.

Umutsuzluğun bir diğer yansımaları aşırı karamsar ruh halidir.Yaşlının gençlerle kavga etmeye başlaması, sürekli hastalıklar ve yalnızlıktan korkmaktır.Kişi ölümden korktuğu için sürekli hastaneye gider ve yanında birilerini ister.

Benlik bütünşüğü içinde olanlar bir uğraş bulup uğraşırlar.

Freud – Psikoseksüel Kuram

Freud bu kuramında da yaşla beraber kişiliğin aşama aşama nasıl oluştuğunu incelemektedir.

 

Aşağıda evrelerin tablosunu göreceğiz.Oraya gelmeden bazı bilgileri vermek yerinde olacaktır.

Her bir evre bir duygunun kazanılması için kritik dönemdir.

Oral evre, sevgi duygusu için,
Anal evre, bağımsızlık duygusu için,
Fallik evre, vicdan ve cinsel kimlik için kritik dönemdir.

Eğer bu duygular belirtilen evrelerde kazanılmazsa birdaha asla kazanılmazlar.

Her bir evrede cinsellik ve saldırganlık duygularının tatmin edildiği beden bölgesi farklıdır.

Oral evrede, cinsellik ve saldırganlık duyguları ağızdan,
Anal evrede, cinsellik ve saldırganlık duyguları anal kaslardan,
Fallik evrede, cinsellik ve saldırganlık duyguları cinsel organlardan boşaltılarak tatmin edilir.

Evrelerdeki tatmin bölgeleri kritik özelliklerdedir.

Her bir evre kritik dönem olduğu için bir duygu ya da harekette sağlantıya yol açabilir.

Saplantı(Fiksasyon)

Hayat boyu bir düşünce, hareket ya da duyguya kilitlenip kalmaktır.

Her evrede ego yön değiştirme mekanizmasını kullanarak cinsellik ve saldırganlık duygularını farklı bir yerden boşaltır.

En önemli evre fallik evredir.Burada kişiliğin en önemli parçalarından biri olan süperego oluşumunu tamamlar.Cinsel kimlikler oluşur.Dolayısıyla kişilik hemen hemen tamamlanır.

Evreler Özellikleri Evredeki Saplantıların Sonuçları
ORAL EVRE (0 – 1,5 Yaş) Sevgi duygusunun kazanılması için kritik dönemdir.

Bebek dış dünyaya ağzı yoluyla açılır.Ego yön değiştirme mekanizmasını kullanır, hem cinsellik hem de saldırganlığı ağızla boşaltır.(Ağızdan Tatmin)

Burada ağızdan tatminde ya da sevgide saplantı oluşabilir.Ağızdan tatminde saplantı, anne çok besler ya da az beslerse meydana gelir.

Anne çocuğu sevmezse ya da çok severse sevgi duygusunda saplantı meydana gelir.

Ağızdan tatminde problem olduğunda birey uyuşturuculara, sigaraya, alkol, eroin vb. kullanmaya eğilimli olur.Tırnak yeme, yemek yemekten çok zevk alma, obezite, çok konuşma ve sürekli küfür etme gibi davranışlar ağızdan tatminin sonuçlarıdır.

  • Oral dönemde sevgi duygusu kritiktir.Anne az ya da çok seviyorsa sevgide saplantı meydana gelir.
  • Sevgi duygusunda saplantı olduğunda kişi bencil olur.Sürekli sevgi peşinde koşar, sevgisinin sihirli olduğuna inanır.Sevginin tüm sorunları giderebileceğini düşünür.
  • Aşırı romantik olur.
  • Sevgide saplantı, cinsel açıdan iki sapmanın yolunu açar.Sadizm ve Mazoşizm
ANAL EVRE (1,5 – 3 Yaş) Bağımsızlık duygusu kritiktir.

Anal kaslar gelişince ego yön değiştirme mekanizmasını kullanarak cinsellik ve saldırganlığı anal kaslardan boşaltır.Çocuğun tuvaletini yapıp rahatlaması cinselliğin tatmini, çocuğun tuvaletini sıkması, bırakmaması saldırganlığın tatminidir.(Anal Kaslar)

Bu evrede anne tuvalet eğitiminde çocuğu aşırı hırpalar ve aşırı rahat bırakırsa saplantı meydana gelir.

  • Kişi çevresindeki herkese karşı çok şüpheci olur.
  • Kişi ya aşırı titiz ya çok dağınık.Çok cimri ya da savurgan olur.
  • Obsesif Kompulsif Bozukluk(Tekrarlı takıntılı davranış) hastalığı çıkar.
  • Çalma hastalığı
  • Kişi ya titiz ya da pis oluyor.Titiz, kuralcı ve cimri iken, pis dağınık, savurgan, koleksiyoncu oluyor.
  • Biriktirme hastalığı
FALLİK EVRE (3 – 6 Yaş) Beden bölgesi Cinsel Organdır.

Vicdan ve Cinsel Kimlik için kritiktir.

Freud’un en önemli evresidir.Bu evrede cinsel kimlik oluşur.Süperego gelişimini tamamlar.Dolayısı ile kişiliğin oluşumunun büyük ölçüde tamamlandığı yerdir.

Bu evrede çocuklar cinsel organlarını fark ederler ve cinsel organları ile oynamaya başlarlar.

Cinsel organlar fark edilince kızlar ve erkekler iki ayrı kompleks yaşarlar.

Oidipus:
Erkek, cinsel organını fark edince anneye yönelir.Anneye yönelmesinin arkasında cinsel bir istek vardır.Babası durumu fark ederse kendisini hadım edeceği korkusu yaşar.Çocuk anneyi bırakıp babayla kendisini özdeşleştirir.Böylece cinsel kimlik kazanılmış olur.Ayrıca baba ile özdeşleşirken ahlak kurallarını içselleştirir.

Elektra:
Kız, cinsel organını fark edince babaya yönelir.Ancak ona anne rakio olduğundan onun özelliklerini abartıp içselleştirir.Anneyle özdeşleşir.

  • Cinsel problemlerin hepsinin kaynağı bu dönemdir.Cinsel soğukluk yani vaginusmus, pedafoli, ensest vb. tüm cinsel sapmalar ve hastalıklar bu dönemdedir.
  • Annem bana zarar verecek, babam bana zarar verecek duygusu bilinç dışına itilir ve hastalık hastalığı olarak ortaya çıkar.
  • Ruhsal şeylerden, hayaletlerden, büyüden vb. korkmak ya da ruhsal şeyleri aşırı abartmak, ruhsal şeylere aşırı meraklı olmak bu dönemdeki saplantının sonucudur.
  • Aşırı kıskançlık.
  • En çok ortaya çıkan Fanatik Kişi bozukluğudur.Bu bozuklukla bir gruba ait olayı aşırı abartılır.Temel özelliği vicdan duygusunun problemli olmasıdır.Futbol, politika, din, ahlak(töre cinayetleri), müzik, spor, din fanatizmi boşaltma araçlarıdır.
  • Kadınsı erkek, erkeksi kadın ortaya çıkar.Günümüzde bunlar normaldir.Androjen kimlik var.
  • Süperego oluşur.
  • Cinsel kimlik oluşur.
  • Erkekliği aşırı abartmak, maçoluk ve kadınlığını aşırı abartmak bu evredeki saplantının sonucudur.
LATENT(GİZLİ) EVRE (6 – 12) Çocuk okul ve oyunla enerjisini boşaltmaktadır.Oyun insanı rahatlatır.Ruh sağlığını korur.Oyunun tedavi edici yönü vardır görüşü Freud’dan kaynaklanmaktadır.Oyun terapisi buradan ortaya çıkar.(Freud’a ait)
  • Çocuk oyun oynayarak stresle baş etme araçlarını geliştirmektedir.Eğer yeterince oynayamazsa strese dayanıksız olur.
GENİTAL EVRE (12 – 18) Fallik evredeki durum uygulamaya geçilir.

Cinsellik gencin ilgi odağı haline gelir.

  • Fırtına stres süreci bunlara ait.

Ego Savunma Mekanizmaları

Tüm savunma mekanizmaları bastırmadır, çarpıtmadır, yön değiştirmedir.

  • Enerjiyi süperego kabul edecek şekilde boşaltıyor.
  • Az miktar ruh sağlığını koruyor.
  • Çok miktarı ruh sağlığını bozuyor.
  • Hepsi bilinç dışıdır.
  • Hiçbirinin farkında değiliz.Kimse “Dur bi hayal kurayımda mutlu olayım” diyerek mutlu olamaz.
  • Hepsinin altında bastırma ve yön değiştirme vardır.Gerçek enerji, cinsellik ve saldırganlık bastırılıyor.Sonra yüzeye çıkıyor.
  • Hepsi gerçeği çarpıtır.
  • İd ve süperego çok sert çatıştığı zaman savunma mekanizmaları harekete geçer.Cinsellik ve saldırganlık anında.
Savunma Mekanizmaları Tanım Not
Bastırma Unutmak demektir.Basit bir şeyle bilinç öncesine atılır.Ciddi olan anılar ve yaşantıları kişi bilinç dışına atıp kurtulur. Bir kişi sevmediği işi yapmayı unutur.Örneğin bir çocuk kitaplığını düzenleyecek, düzenlemeyi istemiyorsa unutur.
Bir çocuğun kıskançlıktan dolayı çocukken kardeşine duyduğu öfke ve nefret duyguları bilinç dışına gider ve birdaha da hatırlamaz.
Yön Değiştirme Enerjiyi gerçek nesneye değil, farklı nesnelere yönlendirip boşaltmaktır. Kişi amirine kızar, astını fırçalar.Öğretmen kocasına kıza, sınıftaki çocuğu azarlar.Birine kızınca tabak kırmak, duvarı yumruklamak yön değiştirmektir.
Karşıt Tepki Kişinin kendisine var olan duygu ve düşüncenin tam zıttı davranarak enerjiyi boşaltmasıdır. Kişide aslında çok yoğun saldırganlık dürtüsü varsa tam tersi yönde aşırı nazik olarak davranır.
Yadsıma(İnkar) Var olan duygu ve düşünceyi ya da durumu yok saymak, inkar etmektir. Çocuklar bunu çok sık yapar.Çocuğun anne – babası boşanır.Çocuk bunu onlar kavga etti, barışacak şeklinde yorumlar.Yaşlılar da çok kullanır.Eşlerinin ölümlerini kabul etmezler.Eşleri ölünce masaya hala tabak koyar, eşlerinin elbisesi ile uyurlar.(Ne b*ktan bi durumdur be)
Neden Bulma Rahatsız eden durum ya da duyguyu bir nedene bağlayıp rahatlamaktır. “Niye kaldın?” şeklinde sorulunca,
“Hoca bana taktı.”, “Sorular zordu.”, “Herkes kaldı.” şeklindeki cevaplar neden bulmaktır.
Yansıtma Kişinin kendisinde var olan duygu ve düşünceyi karşı tarafa atıp abartılı olarak karşı tarafta görmesidir. İlkokuldaki öğrenci sürekli “Öğretmenim kopya çekiyor!” şeklince edepsizce şikayetinin arkasında aslında kendisinin daha çok kopya çekme isteği vardır.Kendi çekemediği için şikayet eder.
Freud’a göre dedikodu yapmak ve röntgenciliğin arkasında da yansıtma vardır.
Bir kişi sürekli, “Şu böyle ahlaksız”, “Bu böyle ahlaksız” şeklinde konuşuyorsa aslında öyle davranmayı çok istemektedir.Ancak yapamadığı için karşı tarafta abartılı olarak görüp dedikodu yapmaktadır.
Ya da birisi için sürekli “Rüşvetle zengin oldu” diyen bir kişinin kendisi de aynı durumdadır.
Yüceltme Tamamen olumlu bir mekanizmadır.Yüceltme enerjiyi tam olarak toplumun kabul edeceği şekilde boşaltır. Kişide yoğun olarak saldırganlık dürtüsü varsa boksör olur, tekvandocu olur, kasap ya da avcı olup bu enerjiyi bir şekilde boşaltır.
Çok yüceltilirse cerrah olarak, dişçi olarak boşaltır.
Cinsel dürtüsü çok yüksek olan kişi aşk, roman ve şiirler yazarak bu durumu yüceltir.
Ödünleme(Telafi) Bir alandaki eksikliği başka bir alanda abartılı yaşayıp giderme. Çocuğun akademik yaşantısı bozuksa sportif faaliyetlerde aşırı yüklenip çok başarılı olur.
Kişinin özel hayatı bozuksa iş hayatına çok zaman ayırır.
Kişinin çocuğu yoksa gidip yetimhanede çalışması ödünlemedir.
Gerileme Egonun bir duyguyla ya da yeni durumla baş edemediği taktirde önceki evrelere dönmesidir. Çocuğun kardeşi olur, çocuk altını ıslatır.
Yetişkinler gerilemeyi en basit durumda ağlama olarak sergilerler.Bu şekilde kişi bebekliğine geri döner.
Yetişkinlerin bağırıp çağırmaları, kavga etmeleri, çocuk gibi konuşmaları gerilemedir.
Hayal Kurma Hayal kurup rahatlamaktır. Kişi mutlu olduğu, zengin olduğu hayalini kurar.
Bedenselleştirme Egonun problem durumunda bedende bir hastalık çıkarıp kafasını onunla meşgul eder, gerçek sorunu böylece unutur.Bu mekanizmada beden tamamen normaldir ama kişi kendisini hasta hissetmektedir. Panik atak bunun tipik örneğidir.Bireyin dolaşım sistemi tamamen normaldir ama kişi kalp krizi geçiriyormuş gibi hissetmektedir.
Histeri nevrozu bunun tipik örneğidir.Kişi sürekli bayılma ve fenalaşma nöbetleri geçirir.Kişinin sinir sistemi normaldir ama yürüyemiyor ya da sürekli bayılıyordur.
Ketlenme Egonun yeni durumla baş edemeyince hareket edemez durumda kalmasıdır.Bedenleştirmenin bir türüdür. Savaştaki asker cepheye sürülünce kaskatı kasılır kalır.
Trafikte karşı karşıya gerçerken arabayı gören kişi karşıya koşmak yerine olduğu yerde kalır.
Polyannacılık Her şeyin iyi yönünü görmektir. Birey bineceği şehirler arası otobüsü kaçırır.”Olsun her işte bir hayır vardır.Belki kaza yapacaktı.” gibisinden yobazca bir iyi düşünce gerçekleştirir.
Çilecilik(Asetizm) Polyannacılığın tersi, sürekli karamsar olmak, karamsarlıktan zevk almaktır. Ergenlikte çok görülür.Kişi eğlenmek ister.Gezip tozmak, cinselliği yaşamak ister ama yapamaz.Çünkü süperego baskındır.Bu durumda bunalım takılır.Arabesk takılır.
Hint fakirleri buna örnektir.
Duygusal İzolasyon Kişinin duygulardan çok etkilendiğinde hiç etkilenmiyormuş gibi yapması, yani kişinin kendisini tüö duygulardan soyutlamasıdır. Geçimsizliğin olduğu evlerde çocukların sık kullandığı mekanizmadır.Evde kıyamet kopar, çocuk birşey yokmuş gibi davranır.Oynamaya devam eder.Aslında o çocuk bu durumdan çok etkileniyordur.
Kişi cenazeye gider, çok katı görünür.Aslında herkesten çok etkilenir.
Dışsallaştırma Psikanaliz fobi ve korkuları böyle açıklamaktadır.Ego bireyi rahatsız eden duyguyu dışarıda bir nesneye yönlendirip kendinden dışarı atar.Onunla meşgul olup gerçek duyguyu ya da düşünceyi görmezden gelir. Terlikten, ağaçtan ya da ruhsal şeylerden korkmak gibi korku ve fobiler buna örnektir.
Bölünme Olayları sanki sizin içinizde başka birileri yaşıyormuş gibi yaşamaktır.İlerlemiş hastalık hali kişilik bölünmesidir. “Ben nasıl olduda ortalığı birbirine katarım, anlamıyorum, hiç öyle biri değilim” şeklindeki ifadeler buna karşılık gelir.
Entelektüalizm Her şeyi duyguları bile akıl ve mantıkla açıklamaktır.Bilim insanları çok sık kullanırlar. Mutluluk beyindeki seretoninin artmasıdır.
Saldırganlık nedir?Adrelanil hormonunun yükselmesidir.
Özgecilik(altturizm)
Süperego çok baskınsa kişinin sürekli başkalarına yardım etmesi sürekli fedakarlık yapmasıdır. Kişinin sürekli yardımlaşma derneklerinde çalışması buna örnektir.
Kopma-Çözülme Bir olayın kişiyi çok rahatsız ettiği durumda o ortamdan kopmasıdır.
Belli anıları bilinçsiz olarak silmektir.
Örneğin kişinin çocukluğu kötü geçtiyse çocukluğundaki belli anıları siler.
İlerlemiş hali ciddi anlamda psikiyatrik bozukluktur.
Özdeşleşme Bir gruba ya da bir özelliğe kendini aşırı hissetmedir. Kişi kendisini bir takımın taraftarı olarak takımından söz ederken biz şeklinde konuşur.
Kendisi yüksek öğrenim yapmamış, kızı doktor olan bir baba sürekli “Benim kızım doktor.” der.
Kişi oy verdiği partinin her söylediğini düşünmeden kabul edip partisinin hiçbir hatasını kabul etmez.
Saplantı Hayat boyu bir duygu, düşünce ya da harekete kilitlenip kalmaktır. Kişi temizliğe aşırı önem verdiği için iş yerinde, özel ilişkilerinde hep temizlikle ilgili şeyler arar.
Babasını aşırı seven bir kız babasının tüm özelliklerini taşıyan bir erkek arar.
İlkel İdealleştirme Küçük bir şeyi aşırı abartmaktır. Evlenmek istemeyen bir kız “Bu çocuğun yüzünde ben var, ben onunla evlenemem.” gibi bahaneler bulur.
Bir öğrencinin “Bu kız bana baktı, benden hoşlanıyor.” demesi.
Değersizleştirme Egonun bir şeye sahip olamadığında ya da elde edemediğinde kendini korumak için o nesne ve durumu önemsizleştirmesidir. Parası olmayan bir kişi “Para her şey değildir.” der.
Okuyamamış bir kişi “Okuyanlar adam değil.” der.

Yansıtma ve Neden Bulma mekanizmaları birbirinden ayrılırken neden bulmada bir nedene bağlayıp rahatlamak söz konusudur.Yansıtmada ise kişi kendinde var olanı karşı tarafa atar.Kişi kendinde var olanı karşı tarafa attığı için mutlaka küçümseme, aşağılama ifadeleri geçer.

Yüceltme ve Ödünleme ayrımı yapılırken yüceltmede enerji aynı alanda toplumun kabul edeceği şekilde boşaltılmaktadır.Saldırganlık dürtüsü, dövüş sporları yaparak ya da avcı olup hayvanları öldürerek boşaltılmaktadır.Ödünlemede ise bir alandaki eksiklik farklı bir alandaki abartılı yaşantı ile boşaltılmaktadır.

Freud – Psikodinamik Kuram

Freud bu kuramında ise bireyi hareket ettiren güçleri incelemektedir.

Bireyi hareket ettiren temelde üç büyük güç vardır.Bunlar;

  • Yaşam Enerjiler(Açlık, susuzluk, sıcaktan ve soğuktan kaçma vb..)
  • Cinsellik Enerjisi
  • Saldırganlık Enerjisi

İd herhangi bir şeye(örneğin suya) ihtiyacı olduğunda id bu ihtiyacını gidermek için bir miktar enerji ayırır.Bu enerjiye bizimde bildiğimiz “dürtü” denmektedir.Ego bu enerjiyi su arayıp, bulup, içerek boşaltır(Katharsis).Böylece birey susuzluk ihtiyacı oluncaya kadar rahatlar.

Şimdi bahsedeceğimi aklınızda şematize etmeniz uygun olacaktır.

İdin herhangi bir şeye ihtiyacı olduğunda bu ihtiyacı gidermek için belli bir miktar enerji ayırır.İşte bu enerjiye dürtü denir.Bu enerji ihtiyacı karşılamak için gidip boşaltılır.Enerji boşaltıldığı için organizma rahatlar.Tekrar ihtiyaç oluncaya kadar bu rahatlama durumu devam eder.Sonra tekrardan başa sarar ve id bir şeye ihtiyacı olduğundan enerji ayırır.Bu paradoks sürekli böyledir.

Vücudun temel ihtiyaçları(VTİ) açlık, susuzluk, sıcaktan ve soğuktan kaçma gibi durumlar söz konusu olunca bunları gidermek için id tarafından ayrılan enerji(dütrü) düşüktür.Su içmek için kişi, markete gidip su almaya yetecek kadar enerji ayırır.

Cinsellik ve saldırganlığa gelindiğinde durum değişir.

Saldırganlık için id çok yüksek miktarda enerji ayırmaktadır.Kişi bu enerjiyi boşaltırsa sorun yoktur.Birey kişiye saldıracağı zaman id çok yüksek miktarda enerji ayırır ancak karşı tarafın silahı varsa ego bireyin saldırma davranışını durdurur.Bu durumda ayrılan enerji, enerji boşaltılamadığı için bilinç dışına gider.

Biri çocuğa saldırmaktadır.Çocuğun idi karşı tarafa saldırmak için çok yüksek miktarda enerji ayırır ancak saldıran kişi çocuğun annesi ise çocuğun süperegosu çocuğun saldırma davranışını durdurur.Bu durumda da ayrılan enerji boşaltılamadığı için bilinç dışına gider.

Bilinç dışına atılan saldırganlık enerjisi bilinç dışında durmaz.Yön değiştirip yüzeye çıkar.Saldırganlık enerjisi yıkıcı enerji olduğu içün yüzeye savaş, askerlik, polislik ve spor gibi şekillerde çıkar.

Cinsellik için de id sürekli ve yoğun enerji ayırmaktadır.Bu enerji boşaltılırsa sorun yoktur.Ancak boşaltılamazsa bilinç dışına gider.Libido, yani cinsellik enerjisi yapıcı enerji olduğu için yüzeye yapıcı güçler olarak çıkar.Libido bilinç dışından yön değiştirip yüzeye sanat, bilim, felsefe şeklinde çıkar.

En büyük psikodinamik güç, savunma mekanizmalarıdır.

Savunma mekanizmalarının ortak özelliği, süperegonun kabul edeceği  şekilde egonun enerjiyi boşaltmasıdır.

Bir sonraki yazımızda savunma mekanizmalarına değinelim.